Stendhal, Souvenirs d'égotisme, 1832
Hiçbir şeye karşı tutkusu veya yatkınlığı olmayan şövalye, kendi kendine eziyet ediyordu: Uzun süre, tıpkı bir İngiliz gibi, günde on sekiz saat çalışarak ressam, müzisyen, metafizikçi, kim bilir ne olmaya çalıştı? Bu eğitim, mantığı engellemek için tasarlanmış gibiydi. Bir arkadaşım, penceresinden bu yakışıklı genç adamın sabah beşte başlayıp akşam beşe kadar resim yaptığını ve akşamları da kitap okuduğunu izlemişti. Bu korkunç çalışmalardan sonra, Şövalye mükemmel piyano eşliği sanatını ve Rossini'nin abartılı ve gösterişli tavırlarına tamamen kapılmayacak kadar sağduyu ve iyi müzik zevkini korumuştu. Ne zaman mantık yürütmeye çalışsa, sahte entelektüellikle yüklenmiş bu zayıf zihin, en komik saçmalıklara düşerdi. Özellikle siyasete meraklıydı. Ayrıca, 1821'den 1830'a kadar Paris'in liberal salonlarını dolduran İtalyan liberali veya Carbonaro'dan daha şiirsel ve daha absürt bir şey tanımadım.
Alıntı
Stendhal, Souvenirs d'égotisme, 1832
Fransa, özellikle de Paris, bu büyük adamı [M. de Lafayette] tanımadığı için gelecek nesiller tarafından utançla anılacaktır. Napolyon ve Lord Byron'a, hatta Lord Brougham, Monti, Canova ve Rossini'ye alışkın biri olarak, Monsieur de Lafayette'in ihtişamını hemen fark ettim ve dikkatimi çeken tek şey buydu. Onu Temmuz Devrimi sırasında yırtık gömleğiyle gördüm; tüm entrikacıları, tüm aptalları, kendilerini göstermeye çalışanları karşıladı. Beni daha az sıcak karşıladı; (kaba bir sekreter olan Monsieur Levasseur için) cenazemi istedi. Ona kızmak ya da ona duyduğum saygıyı azaltmak aklıma hiç gelmedi; tıpkı güneşin bulutla kaplı olduğu bir anda ona küfretmek gibi!
Alıntı
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Az önce nehir kenarındaki çimlerde mavi, yeşil ve sarı renkli uçuşan böcekler gördüm. Vücutları benzese de kelebek olmayan, kanatları çekirge gibi açılmış ama çekirge olmayan bu hayvanları görünce, doğanın sonsuz çeşitliliği aklıma geldi. Doğa, her zaman kendisiyle tutarlı, ancak mütemadiyen çeşitlilik gösteren, aynı organları kullanmasına rağmen son derece farklı formlara sahiptir. Yaşlı Shakespeare aklıma geldi. Belirli bir duruma yerleştirilen her karakter, ona kişilikleri ve görünüşleriyle tek bir varlık olarak görünür. Aynı insan malzemesinden bir şeyler ekler, bir şeyler çıkarır, stili değiştirir ve hayal gücünden doğan, ama gerçek anlamda insan olan varlıklar üretir... Bu, dehanın en kesin işaretlerinden biridir. Molière böyleydi, Cervantes böyleydi, Rossini de füzyonuyla böyleydi. Onu bu şahsiyetlerden ayıran şey, daha kaprisli bir icra tarzıdır. Dahilerde nadiren görülen tuhaf bir özelliği, tembelliği, sık sık klişeler ve basmakalıp ifadeler kullanmasıdır. Bu, stilini uzatır ve sürekli tanınabilir kılar, ancak canlılık ve özgünlükten yoksun değildir. Üretkenliği tükenmez ve istediği yerde hem gerçek hem de idealdir.Eugéne Delacroix, Journal, 1860
Alıntı
Tell’in oğlu (1880)
“Wilhelm Tell efsanesi Avrupa'da, Rossini'nin bu efsaneyi ele alan operasının 1829'da sahnelenmesinin ardından popülerlik kazanır. Madox Brown'un bu resminde, babasının bir okla vurduğu elmayı gururla gösteren Tell'in oğlu görülür.” Ön Raffaellocular s.232
Alıntı
Rossini'yi ciddiyetle dinlemek veya aslında bir mizahçı olan Kafka'yı asık suratla okumak da bunun gibi. Seyredin, okuyun, gülün. Gülmek çok basit, zorlaştırmayın. Samimi olun. İ.O. Anar
Bonne après midi :)
"Kitaplardaki müzikleri çok severim" demiştim dün, bugün de seviyorum 🤍🩵💙 Buyrun Schopenhauer'un müzik şevki... § "Müzik; sevincin, üzüntünün, acının, erincin kendisini dile getirir. Rossini' nin müziği kendi dilini konuşur, kendini lekelenmekten korumuştur. Sözcüklere gerek duymadan konuşur." İsteme ve Tasarım Olarak Dünya (Cep boy) Arthur Schopenhauer ve elbette Şeyma Reyhan Gözen
Felsefe-Düşünce