Bu kitap hakkında en başta söyleyebileceğim şey şu: Ben maalesef o meşhur Bookstagram övgülerine kapılıp beklentiyi fazla yükseltmişim. Kitabı bitirdiğimde ise elimde kalan şey, birbirinin peşine eklenmiş klişeler ve beni bir türlü içine çekemeyen karakterler oldu.
Hikâyemiz, büyükbabasının vasiyeti üzerine Dreamland projeleriyle ilgilenmek zorunda kalan Rowan Kane ve şirkette yaratıcı ekipte çalışan Zahra arasında geçiyor. Rowan, dışarıdan bakıldığında sert, mesafeli ve kimseyi umursamayan biri. Zahra ise daha enerjik, hayat dolu ve neşeli bir karakter. Teoride birbirini tamamlayabilecek bir çift gibi görünseler de pratikte ben bu ikili arasındaki çekime bir türlü inanamadım.
Daha kitabın ilk bölümlerinden itibaren karakterlerin birbirlerine karşı yoğun duygular hissetmeye başlaması bana çok yapay geldi. Birbirlerini doğru düzgün tanımadan, birkaç tesadüfi temasla başlayan o büyük çekim hissi maalesef beni ikna etmedi. Sürekli aynı döngü tekrarlandı: Birbirlerini görüyorlar, kalpleri hızlanıyor, birbirlerinden etkileniyorlar, yanlarında kendileri olabildiklerini düşünüyorlar... Ama ben bunların arasında gerçek bir duygusal bağ göremedim. Sanki birbirlerinin karakterlerine değil de fiziksel çekimlerine âşık olmuş gibiydiler.
Rowan ise benim için kitabın en yorucu kısmıydı. Sert erkek karakter yazmakla kaba ve sürekli somurtan karakter yazmak arasındaki çizgi bazen kaçabiliyor ve burada da biraz öyle olmuş. Sürekli mesafeli davranması, insanları kendinden uzaklaştırması ve ardından da güven problemleri yaşadığını öğrenmemiz beni karaktere yakınlaştırmak yerine daha da uzaklaştırdı. Özellikle çevresindeki insanların güvenini kıran davranışlarını okurken sık sık sinirlendiğimi söyleyebilirim. Zahra'nın gözünde Rowan bazen öyle büyütülüyor ki, sanki dünyadaki en korkutucu