Son bir asır boyunca yaşanan hadiseler, mutlak çözümün Müslümanların bütün ön yargılardan uzaklaşarak bir araya gelmeleriyle gerçekleşeceğini tüm boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Zira İslam coğrafyasını hüzün ve gözyaşı diyarı hâline getirenler, ümmetin sorunlarını, zayıflığını ve parçalanmışlığını fırsata çevirerek bunca zulüm ve işkenceyi yapabilmektedir.
Kudüs, ne yazık ki Birinci Dünya Savaşı'nın ardından İslam coğrafyasının işgal edilmesiyle bu ideal vasfını kaybetmeye başlamıştır. Hâl böyleyken sömürgeleştirilen Filistin topraklarında, kadim değerlerle bağları kopartılmak istenircesine tarihî mekânlar tarumar edilmiş, yerli halkın tüm imkânlarına el konulmuş, çeşitli baskı ve uygulamalarla Araplar, şehri terk etmeye zorlanmıştır. Bu bilinçli istila politikalarıyla dünyanın değişik ülkelerinden -zaman zaman zorlama ve şantajlarla- Yahudiler, Filistin topraklarına taşınmaya başlamıştır. Böylece küçük alanlarda başlayan toprak istilası, her geçen gün Yahudi nüfusun arttığı planlı bir işgale dönüşmüştür.
Zor zamanlarda Allah'a dönmek kolaydır. Ancak insanlar işleri iyi gittiği zaman Allah'ı unuturlar. Eğer bir kimse. dünyanın tüm kapıları kendisine açıldığı zaman, nimetler ayaklarının altına serildiğinde secdeye kapanarak O'na yönelebilirse, günahlarının affedilmesi için olabileceği en iyi pozisyonda demektir.
Yalnızca imanı üst seviyelerde olan insanlar iyi zamanlarda Allah’ı hatırlayabilmeyi başarırlar.