Seriye kapakları yüzünden başladım desem abartmamış olurum sanırım, özellikle yeni çıkan serinin üçüncü kitabının kapağına tek kelimeyle bayıldım. Ancak bu kitaptan sonra okumaya devam eder miyim, bilemiyorum.
Öncelikle konusunu merak ederek kitaba başladığımı belirtmeliyim. Erva'nın babasının timinde olan bir askere vurgun olması ama ona açılamadığı için günlük tutmasını sevdim. Yazarın dili, özellikle günlüklerde Erva'nın aşkını tüm içtenliğinle hissettiriyordu. Tabi bir yerden sonra hep dram okumaktan sıkıldım ne yazık ki. Ama dram dışında sevmediğim şeyler var ki, dramın aslında bu kadar gözüme batmasının asıl sebebi.
Bundan sonrası spoilerli olacak, ona göre okuyunuz lütfen.
Doru'yu ilk gören o olduğu için Erva'nın Doru'ya aşık olmasıyla hiçbir problemim yok. Ancak Ceylin öne atıldığında aşkını içine gömüp geri çekildiğini söylemesine rağmen Doru'nun yaşadığı yere taşınıp (ki bunun da Ceylin için olduğunu söylüyor?) ona karşı bir hamlede bulunmasa da 1 sene boyunca çevresinde gezinmesi ve günlük diye adama aşk mektupları tarzında şeyler yazması hoş değil bence. Sonuçta tüm bu zamanı Ceylin'in asıl kimliğini bilmeyerek ve onun en yakın arkadaşı olduğunu sanarak geçirdi. Altını çizerek söylüyorum, herhangi bir arkadaşı ya da tanıdığı değil, en yakın arkadaşı. Kendini uzaklaştırma şansı varken bunu yapmayıp Doru'yu günlüğüne yazmaya devam etti. Unutmaya çalıştığını ve yapamadığını söyledi sürekli ama o şartlarda zaten adamı unutması nasıl mümkün olabilirdi? Üstelik günlükte Doru'yla olduğuna dair hayalleri yazılı. Bilmiyorum, benim etik değerlerime uyan bir şey değil hiç.
Ek olarak, günlük ortaya çıkınca Doru'nun ışık hızında 180 derece değişen huyları hakkında ne söylenir bilemiyorum. Yani bu zamana kadar Erva'yla sadece Ceylin için zorla iletişime geçen bir