Mıraz
Değerli abim Mehmet Sadık Alican’ın ilk ve şu an için tek kitabı olan bu kitabı elime ikinci alışımda bitirdim. Kitabı okurken urfanın her sokağını resmen adım adım yürüyorsunuz yanından geçip dönüp baktığınız ama görmediğiniz her yapıyı tarihiyle birlikte anlatıyor. Okurken ninemin ninnilerini bizi severken bazen okuduğu manilerini görmek beni çocukluk anılarıma götürdü. Ninemin sesiyle zihnimde canlandı her biri. Yıllar önce artık sevmediğimi düşündüğüm bu şehre dair hem ne kadar çok şey bildiğimi hem de ne kadar çok şeyi bilmediğimi farkettim. Çocukluğumda çokça gördüğüm duyduğum ama hayatımızdan çıktığı için yıllardır bir kere bile aklıma gelmemiş “diş hediği, köstek kırmak” gibi urfa adetlerini hatırlamak garip bir özlem ve yüzümde bir tebessüm oluşturdu. Memleketin; bir kısmını gezdiğim bir kısmını zaten giderim diyerek ertelediğim( ki okurken ertelediklerimin daha fazla olduğunu farkettim) tarihi yapılarını teker teker bir rehber eşliğinde gezmiş gibi hissettim. Yazarın Bakır Usta dediği babası ama benim Bakır abimin o eşsiz fotoğrafik hafızasının bu eserde ne kadar kıymetli bir rol oynadığını görmek çocukluğuma döndürdü beni. Urfada yaşayan her insan gibi kimisini ismen, kimisini gıyaben, kimisini yakinen tanıdığım ( bir sülaleyi belki 3 nesil sünnet etmiş Berber Yaşar gibi:) ) isimleri görmek bir roman okuyor gibi değilde günlük hayatın içinde geziyor hissi verdi. Kitap hikaye bakımından “kitabın yazımından sonra yayınlanmış”bazı dizi senaryolarını anımsatsa da içerik bakımından urfa tarih ve kültürünü doğru bir şekilde tek eserde okuyucuya aktarmayı başarmış. urfayı tanımak, kültürel hayatını öğrenmek, tarihini bilmek veya hissetmek isteyen bir insanın uğraması gereken ilk adres bu kitap olmalı. 400 sayfanın üstünde olmasına rağmen sıkılmadan keyif