Bazen "Biliyor musun, özledim o uzun yürüyüşleri" dediğinizde, bu, "Ben seni hâlâ seviyorum" manasına gelirdi.
Bazen uzun sürmüş bir ilişkiyi bitirebilecek soru, olağan bir sesle ve sıradan bir cümleyle sorulurdu:
— Sen daha önceden tanıyor muydun o kadını?
Hayat, o sıradan cümlelerin içinde saklıdır, acılar, aşk-lar, özlemler, yalnızlıklar, kuşkular, kıskançlıklar hep o sıradan cümlelerin eteklerinin altındadır.
Dali artık şampanya içmiyordur, taşralı öğretmen için kış erken gelmiştir, genç kız "Martıdır, hayır, hayır martı değildir", "Bu akşam ne kadar da güzeldir deniz." Gerçekleri sıradan cümleler söyler bize.
Hayatımızı onlar belirler.
Bir de büyük cümleler vardır, kılıç kılıca değer gibi şakırdayan, meşaleler gibi parıldayıp alevler gibi yakan büyük cümleler.
O büyük cümleler bize de yalanları söyler
Ve insanlar en çok kendi derinliklerinde gizli olandan
korkarlar ve en çok korktukları şeyi merak ederler.
Bilmeseler de hissederler ki haz, en derinde olanın, gizlenenin hemen yanındadır ve acı, hazzın yanında durur, en acıyacak yerdir o en derinde duran ve aşk bir bıçak gibi dokunur oraya ve hazdan acıyı, acıdan hazzı yalnız aşk yaratır.
elim ayağım
sen gittin yağmurun sürdü sonra
denediğim taş çarşıları oldu dünyanın
sabır bitkileri
Kırk uykusunu uyuduğum doğu
Kırk yolunu yürüdüğüm sokak
hayat hep tuhaf bir yapışkanlıkla kaldı boynumda dedim kırk sesle yıkansam da gitmez kalbimden sesin ben dik gölgem kambur bu leke baska.
Seni görmek istiyordum kısacası. İnsan görmekle bile bazı şeylerin ağırlığına dayanabilir, avunabilir, hayal kurmağa devam edebilir. Sen anlamazsın tabii. Anlamak için, insanın bazı eksik yönleri olmalı.