Cumhuriyet edebiyatına ve hatta cumhuriyete tanıklık etmiş olan bu dinozorun anıları meraklısı için oldukça ilgi çekici. Okurken çoğunlukla kıskançlık hissiyle dolduğumu söylemem gerekir. Edebiyatımızın değerli isimlerinin çoğunu yakından tanımak adına da güzel anılara denk geliyorsunuz. Benim ilgi alanım olmadığı için siyasi anıları zor okumuş olsam da keyif aldım.
Ali Sami Yen’in vefatının ardından fotoğrafının arkasına Sessiz Gemi’yi yazmak istemesi fakat eşi fotoğrafı iletemeden Yahya Kemal’in vefat etmesi gibi ilginç anılara denk gelebileceğiniz bir kitap ancak yine de beklentimi karşılamadı ne yazık ki. Daha geniş bir yelpazeden okumayı dilerdim.
Kitabın içinde hikayeler arasındaki bağa tutunup bırakmak istemeyebiliyorsunuz. Taşıdığı mektupları açmadan açan müvezziin, havadaki bulutu kovasına doldurmuş götüren Yorgiya, ölümüne beş dakikadan fazla çan çalınmayan Katina, söyleyecek yalnız “Ben böyleyim!” i kalmış falcı matmazel Todori, her yerde belki yaşamadan yaşayan Ahmet Amca iyi ki vardınız, iyi ki yazıldınız.
“Ben bu zehir zıkkım şiirin ağlak kalemi olacak kadın mıydım?” diyor Didem Madak. Şiir sever herkesin beklentisini karşılar mı bilmiyorum.
Burcu’nun mektubunda dediği gibi “Şiirle ne yapılır bu konuda kural koyucular var mıdır bilmem ama ben senin şiirlerini; taşıtlara binerken, giderken, gelirken, en çok korktuğumda, en çok endişelendiğimde, uykudan önce, tutuklamalardan sonra mırıldanacağım, acısını yemeklerime katacağım, üstüne tatlı yiyip içimi bayıltacağım. Sonra yeniden okuyacağım. Çok sağ ol.”