• Büyüdüğünde senin de sorunların olacak, bu hiçbir zaman bitmez ve sorunlar da insana meydan okur ve heyecanlıdır.
  • Eğer huzurlu yaşamak istiyorsam ne yapmalıyım? Bakın, mutlu demiyorum: Huzurlu. Huzur ile mutluluğu aynı anlama getiremiyorum. Mutluluk insanın hayattan haz alması anlamına gelir benim için ve mutluluk insanda kendini neşe olarak dışa vurur.Ama huzur; mutlu değilsen bile, kafanın sürekli tehdit edilircesine, kesinlikle altından kalkman gereken sorunlarla dolu olmaması demektir. O halde, huzurlu olmak istiyorsam, beni tehdit eden, kesinlikle altından kalkmam gereken sorunları en aza indirmem gerekiyor. Azalmam, hiç peşimi bırakmayan şu zorba sorunlardan kurtulmalıyım.

    Zamanımı kurtarmalıyım:

    Örnek vermek gerekirse, her ay elektrik faturası, su faturası, doğalgaz faturası, telefon faturası ödemek zorunda mıyım? Bunlar benim ne kadar zamanımı çalıyor ve kafamı dolduruyor, hiç farkında değil miyim? "O halde bankalara söyle, onlar ödesin" diyeceksiniz. Bu kez bankalar benim zamanımı çalacak. Boş yere zamanımı çalan her şeyden kurtulmalıyım. Zamanımı kurtarmalıyım. Devam edelim. İş yerleri. Diyeceksiniz ki, insan çalışmadan hayatını sürdüremez. Bunu yapacak kadar zengin değilsen, o sevmediğin işlerde, sevmediğin insanlarla çalışmak ve iyi anlaşmak zorundasın. Bir öğretmensen, zevzek öğrencilerinle uğraşmalısın. Aslında bir öğretmen olsam, istediğimi eğitmek isterdim, istenileni değil bu işten keyif alıyorsam.

    Bir kasiyersen, bütün gün boyunca o barkot okuyuların, post makinelerinin "dıııt" seslerini duymak, sabahtan akşama kadar para alışverişi yapmak, insanlara hoş geldiniz ve iyi günler demek zorunda kalacaksın. Bütün ay boyunca, ortalama 9 saatten hesaplasak, ortalama izin günleri haricinde 234 saat çalışacağım. Ve her gün sadece 50 kez iyi günler ve hoş geldin desem, ayda yuvarlarsak 1500 kere, iyi günler ve hoş geldin demiş olacağım hiç tanımadığım insanlara. Hiç tanımadığın insanlara, "iyi günler" demek ne kadar aptalca, değil mi? Belki onun için "iyi günler" demek, birine zorbalık yapabilmek demektir... Neyse konumuz bu değil, ayda 1500 kere iyi günler ve hoşgeldiniz demek, ne kadar zamanımı alır? 1 tane iyi günlerin 1.5 saniyemi aldığını varsayarsak, sadece iyi günler demek ayda 2250 saniyemi alır. İyi günler ve hoşgeldin ise, toplam 4500 saniyemi alır. Yani bir ay boyunca 75 dakika, 1,15 saat iyi günler ve hoşgeldin demiş oluyorum hiç tanımadığım insanlara. Aslında, keşke, 1.15 saat boyunca iyi günler ve hoşgeldin desem de, bütün bir ay boyunca sussam diye düşenebilirdim bir kasiyer olsam. Bir ay boyunca duyduğum o baş ağrıtıcı "dııt" seslerini hesaplamayacağım ya da hata yapma, işe geç gelme, müşteri memnuniyeti, müdür emirlerinden kaynaklanan telaşlarımı, işe hazırlanmak için harcadığım vakitleri, yorgunluğumla saatlerce uyumamı ve yine işe gelmeye birkaç saat kala uyanmamı ve benzeri onlarca sorunu... Kendime ayırdığım vakitte, ne kadar rahat ve kafasında hiçbir sorun olmayan insan modeline ne kadar uzak kaldığımı... Hiç hesaplamayacağım. Bir kasiyer, bir garson filan olmak istemezdim herhalde. Böylece sadece hayatta kalırsın. Zaman, senin için aynı şeyleri yapmak olur. Telaş olur, yorgunluk olur. Bir de herkese gülümsemek zorundasındır. Çelişkiye bakınız! Pekala kazandığın para? Onla da kendine yeni parfümler, yeni kıyafetler alırsın, belki de. "Belki de." Çünkü verdikleri maaş, hiçbir zaman harcadığın emeğe(psikolojik ve fiziksel emeğe) eşit olmaz ve sen bir de parasızlık sorunu yaşarsın. Ve uğruna çalıştığın patronlar, sayende birazcık daha pinekleyebilir, daha lüks sahibi olabilir ve birazcık daha tasasız yaşayabilirler. Çünkü sorunlarını, onlar için çözecek kişileri satın alırlar; sorunlarını onlar için çözen kişiler sayesinde. Söylesenize bana, şu kasiyer ve garsonlara yıktıkları yükleri, kendileri yapmaya kalksalar, ne kadar dayanabilirler? Yaşamana bir anlam bulabiliyor musun, böylesine korkunç bir tabloda? Hayata bir defa geliyorsun. Ve bu hayata, bir defa gelmek, sana bir müddet zaman verilmesi demektir. Ve bu bir müddet zamanı da, ne yaptığını, neden yaptığını bilmeden bir şeyler yapmak için yaşıyorsun. Ve yaşamasan daha iyi... Hiçbir asgari ücretle çalışan insan, bunun farkında değildir. Çünkü farkında olamayacak kadar uyuşturulur. Hayatın böyle olduğu kanıksatılmıştır ona. Çalışacaksın, çalışacaksın, çalışsacaksın. Güleceksin. Protesto etmeyeceksin. Okumayacaksın. Susacaksın. Düşünmeyeceksin. Söylesenize bana, hayatta kaç saat düşündüğünüzü hesaplayayım mı? İşte, sistem; sadece ezberlemiş insan diken bir makine haline gelmiş, bu yüzden. İşte yeni bir insan daha diyoruz dünyaya gelen bir çocuk için. Ve ona hemen sistemin kumaşını giydiriyor, ve insanları dikiş dikiş delik deşik etmiş oluyoruz. Pardon ama değmez. İnanın, kendinizi boğaz köprülerden atmak daha mantıklıca. Çünkü sistem, böylesine uyumlu çalışırken bile siz; sizin ondan beklediğiniz ne güvenliği sağlayabiliyor, ne hastane ihtiyaçlarınızı, ne de ekonomik sorunlarınızı çözebiliyor. Kadınlar tecavüze uğrasa, mahkemeler tecavüzcüleri ödüllendirecek kadar iyi çalışıyor(!). Tehdit edilseniz, taciz edilseniz, gidecek kimseniz yok... Eh bir de, aile evinize geldiğinizde, size çıkartılan zorluklar var. Yaşamayın, gerçekten, size verilmiş bir zamanı, bir hayatı, böyle dolduracaksanız, yaşamayın.

    Gelgelelim. Zamanımı kurtarmam gerektiğini biliyorum. Zamanımı sistemden kurtarmalıyım. Evet, bu konuda, haklı olduğumu biliyorum. Ama nasıl yapabilirim? Devlete ayaklanarak mı? Anında beni vururlar, terörist deyip gazetelerde boy boy fotoğraflarımı gösterirler, sözde ahlaki değerlerden ne kadar uzak bir insan olduğuma dair makaleler dizerler, mikrofonlar önünde konuşmalar yaparlar. Sonradan, sistemin kumaşının giydirildiği milyonlarca insan mitinglerde bunlara alkış tutar. Oysa ki, aynı rezil hayatı yaşıyoruz... Sadece, farkında olan, soran, düşünen, ben miyim diye yakınmak kalır sana ve hücrenin tekinde şiirler yazarsınız. Kimseyi de yanınıza çekemezsiniz.

    Peki zamanımı nasıl kurtarmalıyım... İntihar edip bir protesto mu gerçekleştirsem? Eğer ölmezsem yine suçlu bulunurum(Komik, değil mi). İşte sistemin baskıları yüzünden intihara kalkıştığı için o bir terörist. Neden intihar ediyorsun, hayat her şeye rağmen güzel... Binlerce martaval doldururlar zihinlerine. Psikolojik terapilerde, ruh hastası ilan ederler seni. Tecrit odalarına atıp, deli gömleği dikerler üzerine. Eğer bu çelişkili sistemin bir örnek kumaşlarını söküp atarsan, sistem sana bu kez deli gömleği giydirir.(Komik mi) Ustaca bir yönetim şekli. Her türlü insana karşı bir yöntemini var, gerçekten. Her türlü zorbalığınızı gerçekleştiriyorsunuz.

    Peki zamanımı nasıl kurtarmalıyım... Neyi biliyorum? Hayatta kalmak için sisteme uymalıyım. Sistem ne istiyor? Bana karşı gelme. Beni sev. Benim lehime ol. N'aparsan yapayım, sesini çıkarma. Paran varsa, köşe bucakta, yaşa. Paran yoksa, kazanmak için, sen de bu çirkefliğin içinde mücadele et ve çamura bulan. Ya da milli piyango filan düzenliyorum, oradaki kombinasyonları, sayıları yakala. Ya şanslı ol, ya da ezil, ya da kesinlikle ölebileceğin bir intihar gerçekleştir. Ya da, o uyuşmuş insan sürüsüne seni tekrar kazandırabilmemiz için, psiyatrilerimize gönderelim, fazla düşünmüş zihnini ezberciyle değiştirelim.

    Zamanımı nasıl kurtarmam gerektiğini bilmiyorum. Ölüm her gün, en azından biyolojik olarak yaklaşıyor. Oysa ki, bir an sonra dahi ölebilirim. Sisteme karşı gelebilecek kadar güçlü değilim. Kendimi öldürmek bir çözüm gibi de gözükmüyor. Birkaç dakika bile haber olabileceğimi sanmıyorum, bir protesto ise ölümüm, gazeteler ve onları okuyan insanlar, hiç ırgalamaz beni. Bir köyde mi yaşasam acaba? Kendim ekip kendim biçsem ve yesem. Eh, bir kaç yumurtlayan tavuğum olsa en azından. Ya da balık tutsam. Veganları kırmadan, ağaç diksem ve meyvelerinden beslensem... En azından hayata böyle tutunsam. Geri kalan zamanımda da, okusam, yazsam, çizsem... Bilmiyorum. Aslında cezbedici gözüküyor gözükmesine de, sistem sanırım beni yordu. Elimi kaldıracak gücü hissetmiyorum bazen ve morali ve yaşama dair bir isteği.