Hüzün ise, iki kısımdır: Ya fakdü'l-ahbabdan gelir, yani ahbabsızlıktan, sahibsizlikten gelen karanlıklı bir hüzündür ki; dalalet-âlûd, tabiatperest, gafletpîşe olan medeniyetin edebiyatının verdiği hüzündür. İkinci hüzün, firaku'l-ahbabdan gelir, yani ahbab var, firakında müştakane bir hüzün verir. İşte şu hüzün, hidayet-eda, nur-efşan Kur'anın verdiği hüzündür.
Kur'an-ı Mu'cizü'l-Beyan, çok hakaik-i gamızayı nazar-ı umumîyi okşayacak, hiss-i âmmeyi rencide etmeyecek, fikr-i avamı taciz edip yormayacak bir surette basitane ve zahirane söylüyor, ders veriyor.
"Bitirmeyi bekliyorum.
Küçükken hep ama hep bir şeyleri bitirmek gerekirdi: Ödevimi, tuvaletimi, nefret ettiğim ıspanakları bıraktığım tabağı ve özellikle de gülmeyi.
Daha bitirmedim.
Hâlâ bekliyorum."