Uzun uzun zamandır gözümün iliştiği lakin bir türlü elimin gitmediği, elim gidince de elimden düşüremediğim o şaheser!..
Charles Dickens, fazlasıyla merak ettiğim Fransız İhtilali dönemini bu yapıtıyla olabildiğince çıplak bir şekilde gözler önüne sermiş; o yüzdendir ki kitap en çok satılan dünya klasikleri arasında yer alıyor. Her şey o kadar sahiciydi ki, kitabın özellikle son 100 sayfasında gözyaşlarıma mani olamadım.
Halkın 18. Yüzyıl Fransa'sındaki o sefilliği içler acısıydı. Bir annenin açlıktan kuruyan memesi, bir babanın araba altında ezilen evladı, insanların "Ot yiyin!" muamelesine göz yummak zorunda kalmaları, halka tıpkı bir hayvan gözüyle bakılması. Bunlar katlanılmaz hale geldiği an halk "Biz burdayız!" Dedi ve katliamina başladı. Tabii bu durumda burjuvazi sınıfı çok daha etkiliydi lakin sahada olan kesinlikle gözünü kan bürümüş olan halktı.
Charles Dickens, bir İngiliz olmasına rağmen Fransa'daki dönem atmosferini yansıtabileceği en sahici şekilde yansıtmış. Eserde geçen hapishane, bar mevzuları, casuslar, haksız yere idama götürülen asilzadeler; her biri gerçek anlayacağınız. Dönemi her ne kadar bir burjuvazi ailenin gözünden okusakta, eminim halk için de durum uzunca bir süre içler acısıydı. Ne yerde bir çöp parçası gibi yatan bebeği unutabilirim ne de giyotine götürülen o masum insanları.. kısacası ne halk adına sevinebildim ne de idam edilen insanların idamı hak ettiklerini düşünebildim.
Halk haklı, halk tabii ki de haklıydı. O dönemi halk ve adalet yanlısı olan Montaigne, J.J roussau -Toplum Sözleşmesi- yazarlardan da safi okuyabilirsiniz. Zira kitabın başında da bu isimlere vurgu yapılır. (Bu yazarlar burjuvazi sınıfı tarafından halkı galeyana getirmek için de terih edilmistir)
Lakin halk amacından şaştı; durum kişiler arası menfaatlere kaydı