Çarlık Rusyası’nın devrim öncesindeki sanayi durumu, Lenin’in en büyük teorik kumarı ve Sovyetler’in sonraki tüm trajedilerinin kök nedenidir. Çünkü Marx’ın teorisine göre devrim; sanayileşmesini tamamlamış, işçi sınıfı (proletarya) devasa boyutlara ulaşmış İngiltere veya Almanya gibi gelişmiş kapitalist ülkelerde başlamalıydı. Rusya ise nüfusunun %80’inden fazlası köylü olan, feodalizmden yeni çıkmaya çalışan bir tarım imparatorluğuydu. Ancak Çarlık Rusyası’nın sanayisi hakkında tek bir cümle kurmak imkansızdır; çünkü ülke muazzam bir tezatlar ülkesiydi. Bir tarafta Orta Çağ’ı yaşayan kara sabanlı milyonlarca köylü, diğer tarafta ise dünyanın en modern ve en konsantre sanayi havzaları vardı. Deli Petro ile başlayan batılılaşma hamlesi, 19. yüzyılın sonunda Çar III. Aleksandr ve II. Nikolay’ın efsanevi Maliye Bakanı Sergei Witte ile zirveye çıkmıştı. Rusya, Batı’nın 100 yılda geçtiği sanayi aşamalarını, devlet zoruyla 20-30 yıla sığdırmaya çalıştı. Yabancı Sermaye Bağımlılığı: Rus sanayisi Çarlığın kendi sermayesiyle değil; Fransız, İngiliz, Alman ve Belçika sermayesiyle kurulmuştu. Madenlerin, demiryollarının ve ağır sanayinin neredeyse yarısı yabancı bankaların kontrolündeydi. Dünya Beşinciliği: Devrim öncesinde Rusya; ABD, Almanya, İngiltere ve Fransa’nın ardından dünyanın en büyük 5. sanayi ekonomisi haline gelmişti. Kömür, demir ve petrol (özellikle Bakü petrolleri) üretiminde küresel bir devdi. Rusya’da sanayi ülkenin geneline yayılmamıştı. Sadece birkaç büyük merkezde (Petrograd, Moskova, Donbass ve Bakü) devasa adalar halinde toplanmıştı. Dünyanın En Büyük Fabrikaları: Petrograd’daki Putilov Demir Çelik Fabrikası, bünyesinde 40 binden fazla işçi barındırıyordu. O dönem Batı Avrupa'da bile bu kadar çok işçinin tek bir çatı altında çalıştığı fabrika sayısı
Tarih
100 Her Zihnin Ölmeden Önce Keşfetmesi Gereken Entelektüel Araştırmalar: 1. Temel felsefeyi çalış 2. Resmi mantığı öğren 3. Antik Yunan tarihini çalış 4. Tüm Shakespeare oyunlarını oku 5. Temel ekonomiyi öğren 6. Dünya tarihini çalış 7. Darwin'in Evrim teorisini oku 8. Roma İmparatorluğu'nu çalış 9. Temel astronomiyi öğren 10. Platon'un Devlet'ini oku 11. Fransız Devrimi'ni çalış 12. Temel psikolojiyi öğren 13. Freud'un ana eserlerini oku 14. 1. Dünya Savaşı'nı çalış 15. 2. Dünya Savaşı'nı çalış 16. Temel matematiği öğren 17. İnsan beynini çalış 18. Marx'ın Komünist Manifesto'sunu oku 19. Temel kodlamayı öğren 20. İklim değişikliği bilimini çalış 21. Newton'un Principia'sını oku 22. Rönesans dönemini çalış 23. Temel kimyayı öğren 24. Antik Mısır'ı çalış 25. Einstein'ın görelilik teorisini oku 26. Soğuk Savaş'ı çalış 27. Yeni bir dil öğren 28. Temel hukuku öğren
Reklam
Tanzimat (1839) ve Islahat (1856) fermanları, tabandan gelen bir toplumsal sözleşme talebinden ziyade, Osmanlı bürokrasisinin ve hariciyesinin Düvel-i Muazzama denilen Avrupalı büyük devletlerin iç işlerine karışmasını engellemek ve imparatorluğun toprak bütünlüğünü korumak için ürettiği birer diplomatik savunma refleksidir. Yani çoğulculuk ve haklar rejimi, içsel bir ihtiyaçtan ziyade dış baskıyı göğüsleme aracı olarak kurgulanmıştır. 1876’da Yeni Osmanlıların (Jön Türkler) Mithat Paşa öncülüğünde gerçekleştirdiği müdahale ve sonrasındaki süreç ise Sultan II. Abdülhamid’in 93 Harbi’ni (1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı) gerekçe göstererek meclisi tatil etmesini, devletin varoluşsal kaygılarla merkeziyetçi otoriteye sığınmasının en somut örneği olarak görür. "En yakınını ihbar etme" noktasına varan hafiyelik ve jurnal sistemi, toplumsal güven ilişkilerini zedelerken, devlet mekanizmasını toplumun üzerinde mutlak bir denetim aygıtı haline getirmiştir. Bu baskı ikliminin doğurduğu 1908 Devrimi ve ardından gelen trajik döngü ise 1909’daki 31 Mart Vakası (karşı darbe girişimi) ve Sultanın tahttan indirilmesi, orduyu siyasetin tam merkezine yerleştirdi. Peş peşe gelen Balkan Savaşları ve 1913 Bab-ı Ali Baskını ile İttihat ve Terakki, özgürlük vaadiyle açtığı dönemi, imparatorluğun en sert askeri-parti diktatörlüğüyle kapattı. Savaş koşulları, çoğulculuğu bir kez daha "ihanet" veya "zafiyet" olarak etiketleyip yok etti. Türkiye'de demokratikleşme hamleleri hiçbir zaman sakin, barışçıl ve içsel bir toplumsal uzlaşı döneminde yeşeremedi. Hep bir dış dayatma, bir iç askeri müdahale ya da ölüm kalım savaşı parantezinde hayat bulmaya çalıştı. Kriz anlarında ise kurucu veya yönetici elitler, meclisi ve çoğulculuğu ilk feda edilecek "safra" olarak gördüler ve o bildik refleksle gücü tek
Tarih
Vladimir Lenin.
Vladimir Lenin (1870–1924), Marksist fikirleri Rusya şartlarına uyarlayarak (Marksizm-Leninizm) işçi sınıfına öncülük edecek disiplinli bir parti yapısı kuran; 1917 yılında yoksulluk ve savaşın yıprattığı Çarlık Rusyası'nı Ekim Devrimi ile yıkarak yerine dünyanın ilk sosyalist devleti olan Sovyetler Birliği'ni (SSCB) inşa eden, 20. yüzyıl dünya tarihine yön vermiş Rus devrimci, teorisyen ve devlet adamıdır.
Tarih
SERGEİ EISENSTEIN / POTEMKİN ZIRHLISI | 1925
Potemkin Zırhlısı, Sovyet filmidir. 1905 Rus Devrimi sırasında Potemkin zırhlısındaki denizcilerin isyanını anlatır. Bu film sadece bir hikâye anlatmaz; sinema dilini değiştiren bir deneydir. Özellikle kurgu (montaj) kullanımıyla sinema tarihinde devrim yaratmıştır. Eisenstein sinemayı “görüntülerin çarpışmasıyla düşünce üretmek” olarak ele alır. En ikonik sahne: Odessa Merdivenleri, bu sahne sinema tarihinin en çok referans verilen sahnelerinden biridir. Kurgu sayesinde izleyicide panik, korku ve çaresizlik duygusunu fiziksel olarak hissettirir.
Film
Roman, Balkan Savaşı'ndan I. Dünya Savaşı'na kadar geçen bir zaman diliminde Tebrizli bir genç adamın üç ülkede yaşadığı üç sevdayı ve aşklarından sonuncusu olan Trabzonlu genç kızla tanışmadan önce genç kız ile ailesinin Balkan Savaşı yüzünden değişen yaşamlarını okuyucuya birbirine geçmiş iki ayrı zaman yolculuğu ile anlatır. Farklı coğrafyalarda birbirinden bağımsız olarak yaşanan olaylar, Tebrizli genç ile Trabzonlu kızın torunu olan ve eski fotoğraflardan yola çıkarak onların hayatlarını araştıran anlatıcının ağzından anlatılır. Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı, milliyetçilik, Ermeni Kırımı, Rus devrimi gibi tarihi olaylara değinen eser, yazarın aile köklerinden izler taşır.[1] Klasik bir roman üslubu ile kaleme alınmıştır.
Reklam
Reklam