''Gerçek aşk acısı, varlığımızın en temel noktasına yerleşir, bizi en zayıf noktamızdan sımsıkı yakalar ve diğer bütün acılara derinden bağlanarak bütün gövdemize ve hayatımıza hiç durdurulamayacak bir şekilde yayılır. Eğer umutsuzca aşıksak, baba kayıbından en sıradan talihsizliğe, mesela anahtarımızı kaybetmeye kadar her şey, diğer bütün acılar, dertler ve huzursuzluklar, her an yeniden kabarmaya hazır olan bu asıl ıstırabımızın tetikleyicisi olur. Benim gibi aşk yüzünden bütün hayatı alt üst olmuş biri, diğer bütün dertlerinin çözümünün de aşk acısının sona ermesiyle mümkün olacağını sandığı için, içindeki yarayı daha da derinleştirir.''
''İnsanın bütün kainata nisbetle karınca kadar bir planet üzerinde mikroskobik bir varlık olduğunu söyleyenler, yahut ölümle birlikte her şeyin sona erdiğini iddia edenler pek taraftar bulamıyorlar; çünkü insanlar ancak bu kainat veya dünya içinde manalı bir yer işgal ettiklerine inanınca tatmin oluyorlar.''
''Memleketin bunca çocuğunu yıllarca okul sıralarında süründürdükten sonra hem doğru düşünme kabiliyetini yitirmesine yol açmak, hem de kafasını baştanbaşa hurafe ve batıl itikatlarla doldurmak kimin hakkıdır?''
''Yetimlik ebeveynden değil, insanın ruhunun üflendiği yerden geliyordu. Hepimiz yetimdik. Yoksa yalnızlık, nükleer bombalardan bile daha büyük dert olur muydu başımıza?''
''Malum, aceleye gelmiş tanışıklıklar, ekseriyetle aslında hiç tanışılmadığının fark edilmesiyle noktalanır. Güzel şeyler hızla, doğru ve emniyetli olanlarsa zamana yayıp bekleyerek yaşananlardır.''