Garp’a Göre Dünya, çağdaş Amerikan edebiyatının kült eserlerinden. Aynı isimle beyaz perdeye de uyarlanmış. Ben kitaba konusunu okumadan ve filmini izlemeden başladım, böyle bir eser radarımdan kaçtığı için üzgünüm ve fakat ayrıntılara çok vakıf olmazsanız daha çok etkileneceğiniz bir kitap olduğunu da düşünüyorum.
Oldukça sert, lafını esirgemeyen ve zaten amacı da genelgeçer kabulleri sarsmak, çarpık değer yargılarını sorgulamak, toplumsal -özellikle cinsel- eşitsizliklere dikkat çekmek olan, son derece feminist bir eser Garp’a Göre Dünya. Cinsel eşitsizlik, tahammülsüzlük ve şiddete yazarın bir başkaldırısı. İlk sayfadan itibaren de hissediyorsunuz bunu.
Kitap, 1940’ların başında, ABD’de zengin bir ailenin hemşire olarak kendi ayakları üzerinde durduğu bir yaşamı tercih eden kızı olan Jenny Fields’in hikayesiyle açılıyor. Zamanın ve hatta zamanımızın kalıpları dışında düşünen ve yaşamak isteyen Fields, çocuk sahibi olmak isteyen ama evlenmek ya da bir erkekle daimi bir ilişki kurmak istemeyen bir kadındır ve bir gün buna bir çözüm bulur. Oldukça sıra dışı karakteri okumak çok keyifliydi. Ancak sonrasında Jenny’nin çocuğu Garp’a kayıyor kurgunun odağı ve aslında kitap, doğumundan ölümüne Garp’ın hayatını anlatıyor.
Oldukça sıra dışı ve güçlü girişin ardından, özellikle Garp’ın büyümesiyle beraber hikaye biraz Hollywood filmi tadında ilerliyormuş hissi verse de, ilerledikçe yazarın nereye varmaya çalıştığını görüyorsunuz. Garp’ın büyüme, evlenme, çocuk sahibi olma hikayesi ekseninde cinsiyet rolleri, eşitsizlik, cinsel şiddet, ebeveynlik gibi pek çok sosyal meseleyi masaya yatırıyor Irving. Kadının ‘makbul bir eş’ bulabilme olanağı nedeniyle üniversiteye gönderildiği dönemlerden yaklaşık yarım yüzyıl sonrasına geliyoruz kurguda ama kadın cinayetlerinden kürtaja pek