Rüveyda

Rüveyda
@ruveydaz
151 okur puanı
Kasım 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.··
2023 57. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 17 Kasım 2023 21:04
Kör baykuş beni "doğunun kafkası" olarak bilinen Sadık Hidayet ile tanıştıran eser oldu. Kitaba geçmeden önce Sadık Hidayet kimdir onu biraz tanıyalım. Tahran'da Doğan Sadık Hidayet eğitiminin ilk yıllarını Tahran'da geçirir. 1917 yılında Fransız okulu'na gidiyor ve burada bir papaz tarafından yetiştiriliyor. Eğitimini sürdürmek için Paris'e giden Hidayet ilk başta mühendisliğe başlar fakat sonradan Fransız dil ve edebiyatı bölümüne geçer. İlk hikayelerini burada yazar ve hatta ilk intihar girişimine burada bulunur. 1930 yılında tekrar yurduna dönüyor kısa bir süre sonra hindistan'a gidiyor ve oradaki eserleri farsçaya tercüme ediyor. Ülkesi İran dışında birçok yerde yaşamış olan Hidayet kendini hiçbir yere ait hissedilmemenin verdiği Duygu ile doğu ve batı arasında kendini bir yere yerleştirmemenin boşluğu ile oradan oraya savrulmuştur. 1950'li yıllarda tekrar Paris'e döner. Yaşadığı bunalımlar sonucu kaldığı dairede ki havagazı ile yaşamına son verir."Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.’’ İşte bu cümle ile başlıyorsunuz kitaba. Ve öyle bir cümle ki her okuyuşta sizi sarıp sarmalıyor ve kendine bağlıyor. İnce bir kitap hemen okurum biter denilecek bir kitap değil. Evet ince ama derin anlamlar yüklü. Bazen bir cümleyi okumak için birkaç kez okuduğum oldu. Kitaba neresinden başladığımız çok önemlidir. Kitabın başında sadık hidayeti tanıtan genel bir bilgilendirme yapılmış ama kitabın sonunda yazarın biyografyasını okumak eseri anlamlandırma konusunda yardımcı olacaktır. Her ne kadar o kısımdan okumaya başlasam da kitabı tam anlamıyla anladığımı düşünmüyorum. Öyle bir eser ki her okunuşta farklı bir anlam çıkacak ama yine tam oturmayan kısımlar olacak.Başkarakter kendini gölgesine tanıtma ihtiyacıyla anlatmaya
Edebiyat
Kör BaykuşSadık Hidayet · Yapı Kredi Yayınları · 202636,6bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·176 syf.··
2023 54. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 24 Ekim 2023 17:33
Hazırlanın ufak bir tarih yolculuğuna çıkıyoruz. Osmanlı uzun yıllar varlığını sürdürmüş, geniş coğrafyalara sahip olmuş bir devlettir. Fakat her şeyin bir sonu olduğu gibi devletin de sona yaklaşmıştır. Yazar bu eserinde; yedek subay olarak katıldığı 1 Dünya savaşı'ndaki anılarından oluşan ve Osmanlı'nın savaşta içine düştüğü durumu, Suriye Filistin ve hicaz'da son yılları ele almıştır. Yazarın Cemal Paşa'nın yanında uzun süre kalmasından dolayı kitabın büyük bir çoğunun Cemal paşa oluşturmaktadır. Falih Rıfkı Cemal paşa ile yaptığı gezileri ve tanık olduğu durumlara aktarmıştır. Hatta bunları dönemin gazetelerinde yayınlanmıştır. Kitabın başlarında İttihat ve Terakki cemiyetinden bahsedilmiştir. Birlik ve beraberlik amacıyla kurulmuş bu cemiyet kendi arasında parçalanmış ve bu yüzden Falih Rıfkı bu yönüyle İttihat ve Terakki grubunu eleştirmiştir. Çünkü devletin içinde bulunduğu durumdan kurtulmasının tek yolu birlik ve beraberlik ile mümkündür.Falih Rıfkı, Cemal Paşa ile beraber çalışmaya başladıktan sonra, olayları açık ve net bir şekilde görmeye başlamıştır. Osmanlı o dönemde Araplar ile çok uğraşmıştır.Arap şeyhleri arasındaki kanlı savaşlar sonucunda Arap halkı mağdur oluyor ve maddi olarak da çöküntüye uğruyordu. Osmanlı geldiğinde ise bu şeyhleri uzlaştırıp onlara belirli imtiyazlar veriyordu. Bir bakıma Osmanlı onlar için bir kurtuluş gibiydi. Ama onlar Osmanlı'nın güçsüz duruma düşmesini fırsat bilip İngilizlerle anlaşmışlardır.Cemal Paşanın bir amacı da Suriye’ yi Osmanlılaştırmaktır. Bu düşüncesini gerçekleştirmek için Suriye’ de modern okullar açtırmıştır. Osmanlı zayıflamış, belirli amaçlar için bir araya gelen paşalar kendi aralarında çatışmaya başlamışlar. Kudüs İngilizlerin eline geçmişti artık düşünülen sadece Anadolu ve İstanbul'du. Anlatılan
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Pozitif Yayınları · 201814,8bin okunma
10/10
·687 syf.··
2023 42. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 02 Eylül 2023 00:00
Kitabın ana karakteri Raskolnikov( Rodya) adında bir hukuk öğrencisi ailesinden uzakta hayat sürmektedir. Geçim sıkıntısı çektiği için eğitimine ara verir birkaç aile yadigarı eşyasını da Alyona adında tefeci bir kadına rehin verir. Ama aslında tefeci kadının insanların eşyasını alıp onunla hayatını rahat bir şekilde devam ettirdiğini öğrenir. Onu öldürmenin insanlık için faydalı olacağını düşünür. Dediğini yapar ve kadını ölüdür fakat her şey planladığı gibi gitmez. Cinayeti işledikten sonra kadının kız kardeşi Lizaveta gelir ve onu da öldürür. Bir değil tam iki cinayet işlemiş olur. Bugünden sonra işler onun için yolunda gitmez. Yaklanma korkusu ile yanıp tutuşur. Karakola çağrılır her şeyin bittiğini düşünür ama aslında oraya gitme sebebi ödemediği ev kirasıdır. Karakolda otururken cinayetin konusu açılır. Yaşadığı stresi kaldıramayan Raskolnikov orada bayılır. Bu hareketi de şüpheleri üstüne çeker. Polis memuru Raskolnikov’un bayıldığı günden beri onun katil olduğundan emindir fakat elinde bir kanıtı olmadığından onu tutuklayamamaktadır. Kitaptaki bir diğer önemli karakter de Sonyadır. Babasının ölümünden sonra ailesine bakmak için yanlış yollara düşer. Raskolnikov Sonyadan çok etkilenir sık sık onunla görüşür hatta birinde işlediği cinayeti ona itiraf eder. Raskolnikovun suçlu olduğuna dair hiçbir kanıt olmamasına rağmen kendinisi büyük bir yükün altında hisseder. Yaptığı bu şeyde sonuna kadar haklı olduğunu düşünse de vicdanı onu rahat bırakmaz. Peki kitabın sonunda ne olmuştur acaba Rodya suçunu itiraf etmiş midir? Bundan sonraki yaşamı nasıl ilerlemiştir kitabı okuyanlar bu soruların cevabını alacaktır. Herkesin okuması gereken bir kitap psikolojinin başyapıtı olmuş bir eser. Okuyacaklara keyifli okumalar.
Suç ve CezaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025194bin okunma
Puan vermedi·556 syf.··
2023 38. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2023 11:57
The Grapes of Warth, yani gazap üzümleri 1939 yılında yazılmış büyük buhranı anlatan bir eserdir. Tom Joad işlediği bir cinayet yüzünden hapse girer. Bu sürede ailesi ile haberleşemez. Hapisten çıktıktan sonra bir kamyona atlayıp evine döner. Ama gördüğü manzaraya şaşırır. Kuraklık ve harabelerden başka bir şey göremez. Ailesi de diğer çiftçiler gibi yaşadıkları yerden göç etmek zorunda kalmıştır. Yaşadığın, büyüdüğün, kendini oraya ait hissettiğin yeri terk etmek... Tom orada kalan papazı görür ve ailesinin nereye gittiğini öğrenir. Ve Kaliforniya'ya doğru yolculukları başlar. Güzel hayalleri ve umutları ile bu yola çıksalar da her şey hayal ettikleri gibi gitmez. Başlarına bir çok şey gelir. Bakalım ilerde onları neler bekliyor kitabı okuyanlar onları görecek."Açlığı, yalnız kendi büzülmüş midesinde değil, çocuklarının da büzülmüş karınlarında duyan bir adamı nasıl korkutabilirsiniz? Onu sindiremezsiniz. Çünkü o, her korkuyu aşan bir korkuyu tatmıştır." Bu söz kitabı en iyi şekilde ifade eden bir söz. Okurken yürekleri burkan, içimizde bir hüzün bırakan yavaş yavaş sindire sindire okunması gereken bir kitap. Okuyacak kişilere tavsiye edilir. Keyifli okumalar. -Herkes kolayca çöker , önemli olan direnebilmektir. -Yaşananlardan ayrılınca nasıl yaşarız? Geçmişimiz olmadan kendimizi nasıl tanıyacağız?
Gazap ÜzümleriJohn Steinbeck · Sel Yayınları · 202045,6bin okunma
7/10
·779 syf.··
2023 36. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 21 Ağustos 2023 19:21
Kitap güzel fakat okurken karakterlerin isimleri kafamı karıştırdı. Bazen karakterlerin kim olduğunu anlayamadım, isimlerine bir türlü alışamadım. Karakterlerin tanıtılmadan hemen başlaması da ayrı bir kargaşa yarattı. Önceden başlayıp yarım bıraktığım ve daha sonra tekrar başladığım bir kitap oldu. Belki de okuma zamanım yanlış diye düşündüm ve yeni bir şans verdim. Bazı yerleri anlamada gerçekten güçlük çektim. Gelelim kitaba. Prens Mışkin, saf temiz karakterimiz. İşte bu özellikleri onun budala olarak anılmasına neden oluyor. Nastasya herkesin aşık olduğu güzeller güzeli kadın. Prensimizin aşık olduğu o kadın. Aglaya ise Generalin kızlarından biri o da gönlünü prense kaptırıyor. İşte tam burada bir aşk üçgeni oluşuyor. Aglaya, prens, Nastasya. Sara hastası prens tedavisini tamamlayıp Rusya'ya döner. Tek akrabası olan generalin evine gider. Generalin kızı aglaya prense aşık olur. Ama prens portesini gördüğü Nastasya ya aşıktır. Aşık olduğu kadını aramaya başlar ve onu bulup evlenme teklifi eder. Nastasya teklifi kabul eder ama daha sonra rogojinle evlenme kararı alır fakat tekrar bu sürede tekrar prense kaçar ama sonra prensten tekrar uzaklaşır. Nastasya ne yaptığını anlamadığım çözemedim karakter. Prens onu tekrar aramaya başlar. Prensimizi çok seven aglaya ve prens nişanlanır ancak nişandan vazgeçip ona yeniden dönen Nastasya ile evlenmeye karar verir. Tam evlenecekleri sırada rogojin gelir ve Nastasyayı alır. Prensin sakinliği bazı yerlerde çok sinir bozucuydu. Ama yine de kitapta en sevdiğim karakter prenes oldu. Sonu etkileyici bir şekilde bitti. Belkide karakterleri daha da anlaşılabilir olsaydı daha da içine çekerdi. "Anlayabilmesi için önce kalbi olması gerekir insanın!"
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma