Eğer geçmişteki bir rüyada yaşarsanız, şu anda olandan haz alamazsınız. Çünkü daima olduğundan daha farklı olmasını arzu edersiniz.
Hiçbir şeyi ve hiçbir kimseyi kaçırmaya zamanınız yok. Şu anda olandan zevk almamak geçmişte yaşamaktır.
Yine de ölümle beraber her şeyin bitip sona erebileceği korkusu, bir rüyada rüyayı gören olmaksızın sadece rüyaların var olduğunu düşünen bir kişinin durumuna benzetilebilir. Fakat bireysel bilincin, ölümle bir kez sona erdikten sonra sonsuza kadar varlığını sürdürebilmesi için tekrar uyandırılması arzu edilir bir şey olur muydu? Pek çok kişi için aslında çoğu kez herkes için içeriği boş, değersiz, bayağı fikirlerin ve bitip tükenmek bilmeyen korku ve kaygıların bir akışından başka bir şey değildir; o halde bırakalım da en sonunda sükuta ersinler. Bu sebepten ötürü eski insanlar, son derece yerinde bir içgüdüyle mezar taşlarının üzerine şöyle yazdırırlardı: Securitati perpetuae veya Bonae quieti. Fakat burada bile, sık sık yaşandığı üzere öteki dünyadaki bir ödül veya ceza ile bağlantı kurabilmek için bireysel bilincin sürekli devam etmesini arzu etseydik eğer o zaman amacımız sadece bencillikle erdemin bağdaştırılması olurdu. Fakat hiçbir zaman birbirlerini kucaklamayacaktır. Kökten birbirlerine karşıttırlar. Öte yandan soylu eylemlere şahit olmanın akla getirdiği dolaysız yargın sağlam temeller üzerine kurulmuştur; öyle ki bir insana düşmanını bağışlamasını ve bir diğerine kendi hayatı pahasına daha önce hiç görmemiş olduğu bir kişiyle arkadaş olmasını emreden sevgi ruhu, asla yok olmayacak ve hiçliğe karışmayacaktır.
Isaacs’a göre, fantezi ‘bütün zihinsel süreçlerin asıl içeriğidir’. Bütün temel libidinal isteklerin ve agresif itkilerin ruh içinde düzenlenmesi ve deneyimlenmesi fantezi sayesinde, fantezinin içinden, fantezi katedilerek gerçekleşir.
Fantezi, asıl aktörün öznenin kendisi olduğu imgesel bir sahne/senaryodur ve bir isteğin, son tahlilde bilinçdışı olan bir isteğin yerine getirilmesini/gerçekleşmesini temsil eder.
Arzu ve bilinçdışı temel bir eksiğin tanınması aracılığıyla kurulur; fallusun yokluğudur bu. Yani arzuyu ihtiyaçtan ayıran ve arzunun daima hem öznede hem de simgesel düzen olarak Öteki'ndeki eksik bir şeyin görüngüsü kılan şey olarak fallusun yokluğu.