Kumun kızgın sıcağında aheste aheste yürüyen Kasva'nın yularını çeken bir şairdi. Kelimelere sevgi giydirerek Hz. Peygamber'e (s.a.s.) içini döküyordu.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şu sözleriyle meseleyi netleştirir:
"Kanaat eden kurtulur, hırslı olan hüsrana uğrar." (İbn Mâce)
Yani kanaat, insanı hem dünyada hem ahirette huzura taşırken; hırs, insanı tükenmişlik ve pişmanlık içinde bırakır.
A ş k v e İ k i l i k . - Aşk bir başkasının bizimkinden farklı ve ona karşıt bir tarzda yaşadığını, etkin olduğunu ve duyumsadığını anlamaktan ve buna sevinmekten başka nedir ki? Aşk karşıtlıkları ortadan kaldıramaz, yadsıyamaz, çünkü böylece onları sevinç yoluyla aşabilsin ister. -Kendini sevme bile bir kişinin birbirine karıştırılamaz ikiliğini (ya da çokluğunu) içerir ön koşul olarak.
Medenî insanlığın vicdanî rehberi olan üç büyük dinin üç büyük peygamberi ve şâri‘i Mûsâ, Îsâ ve Muhammedü’l-Mustafâ’dır (s.a.v.). Bunlardan Cenâb-ı Mûsâ’nın hayatı, bütün safhalarıyla değilse bile, meşhur ve umumî hatları itibarıyla tarihî kayda geçmiştir. Cenâb-ı Îsâ, Mûsâ’ya nispetle çok sonra yaşamış olmasına rağmen hakkındaki tarihî bilgiler âdeta yok denecek kadar azdır. Cenâb-ı Peygamber’in ise hayatları günü gününe, belki de saati saatine tespit edilmiştir.
Bu üç büyük peygamberin meşrep ve ahlâkı, tecellileri ve istidatları hakkında tarihî vesikalardan çıkarılan hüküm ve bilgiler, her üç dinin görünüşündeki özelliklere de uygun düşmektedir. Cenâb-ı Mûsâ, mizacı itibarıyla hiddetli olup kuvvetli azim sahibi bir peygamberdi. Gönderilmiş olduğu İsrailoğulları’nın ruhanî reisliğiyle beraber mülkî idaresini de üzerinde taşıyordu.
Cenâb-ı Îsâ ise Allah’ın cezbesine kapılmış hâli ve aşkı ağır basan, içtimaî ve idarî meselelerle uğraşmamış olan bir zât idi. Zamanında kendisine iman edenler, on iki arkadaşıyla birkaç kadından ibaret kaldığından, hayatında bir ümmet ve içtimaî topluluk teşkil edememiş; İsevî cemaat sonraları bulunduğu çevreye göre şekillenmiştir.
Cenâb-ı Peygamber ise diğer iki peygamberde göze çarpan hususî kabiliyetlerin ortalama haddini şahsında toplamış, kâmil ve en mükemmel bir zât idi. Cenâb-ı Mûsâ’da teşbihî fikir, Cenâb-ı Îsâ’da tenzihî fikir, Cenâb-ı Muhammed’de (s.a.v.) ise tevhidî fikir hâkim görülmektedir. Tasavvufta meşhur olan ve özellikle *Fusûsü'l-Hikem*’de bütün tafsilâtıyla belirtilen bu beyanlar, indî görüşler kabilinden olmayıp, her üç peygambere nispet edilen dinlerin umumî görünüşleri de bu değerlendirmeleri desteklemektedir.
Semavî dinlerin hepsi “Allah’ın birliği” fikrini ve ahlâkî güzellik esaslarını içine alır. Lâkin bu
Kur'an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye, yüce dinimiz İslâm'ın iki temel kaynağıdır. Kur'an'ın açılımı ve izahı, aynı zamanda onu hayata aktaran bir vasıta olarak Sünnet, en genel anlamda Peygamber Efendimiz'in sallallahu aleyhi ve sellem çağlar üstü örnekliği ve rehberliğidir. Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Kur'an'daki hükümlerin nasıl hayata geçirileceğini bizzat yaşayarak ümmetine göstermiştir. Kur'an ne yapmamız gerektiğini bildirirken, sünnet Kur'an'daki hükümlerin nasıl hayata geçirileceğini öğretmiştir. Dolayısıyla Kur'ân ve Sünnet, birbirini tamamlayan bir bütündür. Sünnet olmadan din anlaşılamayacağı gibi Sünnet olmadan ümmet olunamaz.