D a h a Y ü k s e ğ e Ç ı k a r k e n . - Kişi şimdiye dek hayran olduklarından daha yükseğe çıktığında, tam da onlara batmış ve aşağı düşmüş görünür: çünkü onlar her koşulda, şimdiye dek bizimle birlikte (bizim sa yemizde de olsa) yüksekte olduklarını sanmaktaydılar.
"Dini bir külfet gibi Allah'a borç ödeme gibi anlıyoruz. Allah; "size ihsan ettiğim nimetleri sayamazsınız" diyor. Biz ise borçları sayıyoruz. Bu anlayışı sorgulamalıyız.
Kime borç ödüyorsun sen? Kimin malıyla kime borç ödüyorsun? "Al kardeşim borcunu. Daha bana bir şey diyemezsin!" gibi bir şey mi bu?
Allah'a borç ödenmez. Seni yaratan O; bütün bu imkânları veren O. O'nun suyuyla abdest alıyorsun, O'nun verdiği eli yıkıyorsun. Ondan sonra da namazla, oruçla borç ödüyorsun, böyle şey olur mu?
Görüyor musunuz?
En dindarımızın bile kafasında buna benzer şeyler vardır. Mükellefiyet.
Din külfet değildir.
Nedir?
Nimettir; Manevî Rızıktır,Lütuftur.
Nasıl ki tabiat sizin maddî rızkınıza kaynaklık ediyorsa, Kur'ân da sizin manevî rızkınızdır.²
Allah Teâla dini "nimet" olarak takdim eder: el-yevme ekmeltü le-küm dîneküm ve etmemtü aleyküm ni'metî...³
Bakın, "nimetim” diyor, nimet. Ve Mehmed Zihni Efendi adlı bir âlim kitabına Ni'met-i İslâm adını vermiştir. Muhteşem bir ifade. İslâm'ı bir nimet olarak sunması harika!
İslâm'ı bir borç, bir mükellefiyet, bir yükümlülük olarak anlamak yerine su gibi, hava gibi bir ilahi nimet olarak algılarsak, o zaman, yüce Allah'la ilişkilerimiz de değişecektir"s.54
"Beni zengin yapan, toplumda edindiğim yer değil, kendi
yargılarımdır, kendi yanımda taşıdıklarımdır . . . Yalnızca bunlar
tam anlamıyla bana aittir ve elimden alınamazlar."
Epiktetos, Discourses (M.S. 1 00)