Güzel bir bilimkurgu kitabı başı biraz tutuk başlıyor.Okudukça açılıyor sonlarına doğru çok keyif aldım. Karakteri güzel yazılan kitapları seviyorsanız çok seversiniz.Karakterler çok kendine has bayıldım. Miller karakteri olsun Holden olsun hatta Fred Johnson ve Amos..Seri ilerledikçe daha derinleştikçe daha da seveceğime eminim.Politik olaylar seri ilerledikçe derinleşicek gibi fitilini ateşlediler bakalım okuyup görelim.Çok önceden almıştım bayadır kitaplığımda duruyordu okumadığıma üzüldüm daha önce bir yandan da okucak bir seri bulduğum için mutluyum
İktidar ve teknoloji arasındaki ilişki, çağdaş düşüncenin en köklü ve en sancılı sorunsallarından birini oluşturmaktadır. Daron Acemoğlu ve Simon Johnson'ın kaleme aldığı Power and Progress, bu ilişkiyi yalnızca iktisadi ya da teknik bir mesele olarak değil; kimin kazanıp kimin kaybettiğini, kimin görünür kılınıp kimin dışlandığını belirleyen derin bir iktidar sorunu olarak ele almaktadır. Eser, teknolojik ilerlemenin kaçınılmaz biçimde refahı yaydığı yönündeki hâkim anlatıyı köklü biçimde sorgulamakta; bunun yerine teknolojik seçimlerin her zaman siyasi, toplumsal ve ahlaki tercihler içerdiğini ısrarla savunmaktadır.
“Technology does not have a predetermined path. The direction of innovation is shaped by the choices of those who hold power — and those choices reflect whose interests are being served.”
— Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 14
Bu alıntı, kitabın ontolojik çekirdeğini özetlemektedir: teknoloji, kendiliğinden gelişen doğal bir süreç değil; belirli çıkarları, belirli bir varoluş tarzını ve belirli bir iktidar düzenini içkin olarak barındıran bir seçim alanıdır. Yazarlara göre teknolojiyi kim yönlendiriyorsa, gerçekliğin hangi boyutlarının görünür ya da meşru sayılacağını da o belirlemektedir. Bu saptama, Heidegger'in Gestell kavramıyla derin bir rezonans içindedir: teknoloji, varlığı açığa çıkaran değil; onu belirli bir biçimde çerçeveleyen ve böylece onu kapatan bir tehdit olarak iş görmektedir. Benim için bu pasaj, tüm kitabın yol gösterici tezi niteliğindedir.
“For most of history, technology has been used to expand the power of elites at the expense of workers. There is nothing automatic about technological progress translating into shared prosperity.”
— Acemoğlu & Johnson, Power and Progress, s. 87
Yazarların bu cümlesi, kitabın tarihsel
Okuduguma pisman oldum zaman kaybi gercekten. Olaylar kopuk. Yazarin sacma sapan olaya dahil oldugu kisimlar var. Daldan dala atliyor. Konusu ne belli degil vs vs vs
Öteki yayınevinin hazırladığı 20 önemli şahsın (felsefecinin, yazarın, bilim insanının) çocukların anlayacağı dilden anlattığı seriden biridir.
Tabiki gelecekte çocuğum okusun diye almıştım. Ama önce kendim okuyorum.
İnsana kıssadan hisse veriyor. Kişisel gelişim etkisi de diyebiliriz, büyük insanların küçük hikayeleri anlatılarak sağlanıyor. Ben çok sevdim. Düşürücü özelliği olması kitabı daha çekici kılıyor.
"Hayatın en hoş yanları, gerçek yaşamın ayrıntılarında gizli değil midir zaten?" (s. 31)
Keyifli okumalar.
Bu kitap kurgu değil, yaşanmış gerçekliktir.
1976 da 28 yaşında vefat eden Jon Lake’nin ev arkadaşı Karl Johnson Jon’un günlüğünü kitap yapmayı düşünür Joh’u tanıtmak için zira yirmi yıllık arkadaşlıkları vardı.
Yine de o dönemde ortalama okuyucu için fazla teknik olacağından en ezoterik yani anlaşılması zor ve karmaşık paragrafları çıkarır.
Jon bir gece başka bir zamanda, başka bir yerde ve başka bir bedende uyanır. Bizler mikro evrende olup John’ın uyandığı zaman makro evren olup yıl M.S. 2150’dir. Bu evren tek bir beden, tek bir organizma olarak düşünen, kurgulayan bir felsefe. Bu felsefe de evreni ortak ve evrensel bilincin, bir aklın ya da bir ruhun yönettiği düşünülür. Astral seyahat makro farkındalık, karşında ki kişinin düşüncelerini değiştirebilme, hipnotize etme, telepati iletişim, parapsikoloji, metafizik…
Jon bu astral seyahati zaman zaman yapmaya başlar ve orada ki güzellikler anlatılıyor.
Ezoterik bilgiler ya kaldırılmış ya da kısaltılmış kitapta.
Öneririm, katkısına paha biçilmez.
Kitap ve sevgiyle kalın.
M.S 2150Thea Alexander · Akaşa Yayınları · 20141,493 okunma
Christie Malry, büyük çoğunluğu türlü makinelere kâğıt parçaları sokuşturmakla geçen uzun bir günün sonunda Çift Kayıt’ın olağanüstü simetrisi üzerine düşüncelere dalmış bir halde Tapper’s ofisinden evine doğru yol alıyordu..
Sonraki kısımlar için Christie’nin zihninde bir gezinti yapmanın iyi olacağını düşünüyorum; tabii olayların aslında kimin zihninde yaşandığını hepiniz gayet iyi bildiğinden, buna daha ziyade bir gezinti illüzyonu diyelim..
Christie Malry düz biridir. Para kazanması gerektiği için on yedi yaşındayken büyük bir bankada işe girer. Kasvetli iş ortamı ve işyerindeki ilişkiler Christie’yi huysuzlaştırır. Zaman geçtikçe, yıllarını aynı bankada, konfor alanında geçirip emeklilik yaşı gelene kadar beklemek yerine akşam sınıflarına katılıp muhasebe öğrenmeye ve iş değiştirmeye karar verir..
Muhasebe derslerinde öğrendiği çift kayıtlı hesap yöntemini kişisel hayatında dünyayla hesaplaşmak için kullanmaya başlar. Bundan sonra gündelik hayatında canını sıkan, onu zora sokan ne varsa çift kayıt yöntemiyle –yani alacak verecek hesabı tutarak– belirleyecektir. Ancak yeni işyeri, yeni arkadaşlar ve intikam planlarıyla birlikte hesaplar karışır. Christie Malry’nin Dünyayla Hesabı