Şu yaşım ve geldiğim çağ, gördüklerim ve yaşamımın beni taşıdığı şu balkon, şu masa, benim taşıdığım şu ailem, ensem, göbeğim, elimde tuttuğum şu bardak, baktığım şu sokak artık belli ki ben ne görürsem göreyim ne anlarsam anlayayım ne olursam olayım, buraya bakarak bunların içinde olacağım. Bana bu manzaraya bakarak bir şey söyleme, görüp göreceğimin bu olması kaderi çizilmiş, yazılmış, kazılmış. Başımı çevirmekten fayda yok, görmezden gelmek boşuna, ait değil gibi duruş beyhude, işte balkon, işte manzara, işte hayat. Varsam ve sahi isem işte ben.
Gün, gün diye bir şeyin olmadığına inandırarak, hep beterinden korkarak geçti, ... kış ramazanına sevinirken, limon sulu çıktı diye ges ges gerilirken, tavada kızaran biberin sıçrattığı yağ elleri yakarken, sobanın külünü silkelerken, ... uskumru diye kolyozu yerken, "Balıkçı uskumru dediydi, ben de alırken baktım gözü de parlaktı ama ... " derken, tıkanıp suya zor yetişirken, tarhana çorbasını topaklanmasın diye telle karıştırırken falan geçti işte.