Serkan Aygün

Serkan Aygün
Makine Mühendisi
İstanbul, Malatya
İstanbul
283 okur puanı
Mayıs 2020 tarihinde katıldı
Puan vermedi·152 syf.··
2022 5. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 02 Nisan 2022 23:59
Salah Birsel okumak başlı başına mesele. İnsan kendini biraz kötü hissediyor :) Nedir, insan kendini yetersiz görüyor bu bilgi yoğunluğunda. İlk başladığımda, kitaplarındaki bu yoğunluk zaten beni cezbetmişti. Bu seferki konular pek ilgimi çekmedi sanırım ama yine de güzeldi Nedir, Salah Birsel zihnimi yoruyor ama iyi geliyor :)
Paf ve PufSalâh Birsel · Sel Yayıncılık · 2013176 okunma
Reklam
Puan vermedi·136 syf.··
2021 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2021 12:03
Kitaptan tam olarak ne aldım bilemiyorum. Bazen bunları da bu kadar yazmak gerekir mi derken bazen de işte bunu güzel ifade etmiş dediğim oldu. İşin içine radyo vs. girince ister istemez Kaybedenler Kulübünü hatırlıyor insan, tabii bir nebze daha “İslami” boyutta. Bu terimi yazar çok kullanıp beynime işlediği için kullandım, tam olarak benim tabirim değil yani aslında. Detayların olmasa da konunun bazen böyle diyalog diyalog, açık açık verilmesi tuhaf geldi biraz. En son Gündüz Vassaf ın Cehenneme Övgü sünü okurken böyle hissetmiştim sanırım ki zaten ele alış biçimleri farklı olsa da her iki kitapta da dönem odaklı toplumsal olaylar ile ilgili bolca tespitler var. Dediğim gibi üslup güzel ama bazı detaylara çokça girilmesi beni okurken rahatsız ediyor galiba, yani böyle bir metinde “Peugeot 206” ifadesini görmek garip geliyor bana bilemiyorum. Tıpkı şiirde ”latte” ifadesi görünce soğumam gibi :) olmuyor, garip geliyor bu yeni söylemler, yeni eserler, eskilere itiyor insanı (İçinde latte geçen şiiri de benimsedim bu arada dinleye dinleye, bazı yerlerine kulağımı tıkıyorum; insan nelere alışmıyor) Benim de kendi kendimle konuşmamı bitirdiğime göre :) radyocu arkadaşımızın konuşmalarını, tespitlerini, dönem yansıtmalarını ve bolca hikayelerini barındıran bir eser. Az biraz herkesin kendine benzeteceği durumlar var hikayelerde. “Radyo istasyonu seslerin mezarlığına dönüşüyor…”
Kekeme Çocuklar KorosuTarık Tufan · Profil Yayınları · 20198,3bin okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2021 52. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2021 23:29
Kral Debşelim: -Ey Beydeba! Bu hikayeyi de dinledim, hadi şimdi şundan da bahset bana, hadi devam et! :) Kelile ve Dimne; Beydeba tarafından hükümdar Debşelim’e yazılmış öğütleyici, uyarıcı anekdotların yer aldığı bir eser ki kralların, hükümdarların bilgelere yazdırdıkları bir çok örnek görüyoruz bu şekilde. Eserin ana hikayesi olduğu gibi bu hikâyeyi destekleyici alt hikayeleri de var; bu hikayeler bile kendi içerisinde yeni hikayeler çıkarır karşımıza. Tıpkı Hitopadeşa’da olduğu gibi hayvanların ağzından; “İşte şu gerçeği görmek ve anlamak istersen şu hikayeyi duy da dinle… ve yine buradaki maksadı bilmek istersen şu hikayeyi de bir dinle de gör” şeklinde masal içinde masal olarak ilerlemektedir. Kelile ile Dimne’de ana karakterler; Kral aslan, dürüstlüğü simgeleyen "Kelile" ile hilekârlığın simgesi olan "Dimne" adlı iki çakaldır. Bu karakterler üzerinden adaletin, iyi davranışın, dostluğun hatta daha doğrusu dostunu ve yanındakileri iyi seçmenin önemini görüyoruz. Tabii ilerleyen diğer hikayelerde başka karakterler de mevcut. Bir de buradaki bazı hikayeler bana üstad Bediüzzaman ın risalelerindeki bazı hikayeleri anımsattı. Örneğin 67. Sayfadaki kuyudaki adam hikayesi ile şu 8. Söz’de geçen kıssa ne kadar da benzer: “İşte bu adam, dereden tepeden aşıp gitgide tâ hâlî bir sahraya girdi. Birden müthiş bir sadâ işitti. Baktı ki dehşetli bir arslan, meşelikten çıkıp ona hücum ediyor. O da kaçtı. Tâ altmış arşın derinliğinde susuz bir kuyuya rast geldi. Korkusundan kendini içine attı. Yarısına kadar düşüp elleri bir ağaca rast geldi, yapıştı. Kuyunun duvarında göğermiş olan o ağacın iki kökü var. İki fare, biri beyaz biri siyah, o iki köke musallat olup kesiyorlar. Yukarıya baktı, gördü ki arslan, nöbetçi gibi kuyunun başında bekliyor. Aşağıya baktı, gördü ki dehşetli
Kelile ve DimneBeydeba · İlgi Kültür Sanat Yayınları · 20187,7bin okunma
Puan vermedi·158 syf.··
2021 51. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2021 13:16
“Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç açına sürttüğüm günlerdeydi…” Öncelikle ”İlk cümlesine vurgun kitaplar” koleksiyonuma harika bir ekleme, nasıl, “Birden kaldırımlardan taşan kalabalıkta onun da olabileceği aklıma geldi.” gibi çarpıcı değil mi? Yazılışıyla biraz Kumarbaz, ana karakteri ile de Martin Eden i hatırlatıyor romanımız. Ama tabi Martin gibi varlığı göremiyor; görse aynı dibe vuruşu, çaresizliği bize de gösterir miydi bilemiyorum, belki de açlığı bu denli hissettirmezdi bize. Hissettirmek derken tam anlamıyla bir histen bahsediyorum çünkü daha ziyade fiziki bir yoksulluk olan açlığı bu kadar duyumsayacağımı beklemiyordum, gerçekten çok etkiliydi. Talaş yerken duyduğu hazzı, buna bile o derece muhtaç oluşu, müthiş gururuyla bir araya gelince güçlü, mağrur ama zayıf görünen bir karakter ortaya koyuyordu. Elinde hiçbir şey olmayan, akşam tok yatabileceği şüpheli, geleceği parlak yazarımız aynı zamanda çok da gururlu ve yardımsever, kimseleri de kıramıyor ki dilenciye para verebilmek için yeleğini emanete verebilecek kadar da duyarlı ve iyi kalpli. Bunu yaparken de yalanlar söylemekten geri durmuyor bu arada. Bu açlık mevzusuyla ilgili ilginç bir tespiti de var; "Şimdi yemek yersem kafam tekrar karışır, beynimi o eski ateş kaplar; çılgın esintilerle uğraş işin yoksa!" Bu bir çeşit kendini avutmada da olabilir Polyanna misali :) ama böyle de bir bakış açısı da var. Yine bir Behçet Necatigil çevirisi, sanırım Behçet Necatigil çevirisi olup da çeviriden rahatsız olduğum bir eser olmadı şu ana kadar. Genel olarak bir olay örgüsü yok; anlık psikolojik etkileşimlerini ve yoğun bir karakter tasvirini görüyoruz. Açlık ve gururun kavgasında mükemmel bir betimleme okudum diye düşünüyorum.
AçlıkKnut Hamsun · Varlık Yayınları · 201735,7bin okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2021 49. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 14 Mayıs 2021 03:03
- Neden ölüyorsun anne? - Vaktim doldu, sıram geldi. Ah hayır sakın korkma. Ölüm de hayatın bir parçası... Agusto’nun annesi ile bağı bu sahneyi getirdi aklıma. Bu kadar kafası karışık bir karakterin gelgitlerine sebep, annesinin ölümü diye düşünüyordum. Annesi onun her şeyi. Öyle ki bir gün bile ondan önce uyumamış, o uyandığında ise çoktan uyanmış oluyordu annesi. Aşkı tadamamaktan muzdarip, sevdiklerinde annesini arıyor. Ama hayır sadece bu değil, bir ölüme sığmayacak kadar karışık, sürekli kendini arayan birinin, belki de hiç var olmayan kurgusal bir “nivola” karakterinin hikayesini görüyoruz. Kimi zaman karamsar kimi zaman da sevgi dolu. “Onu rahatsız eden çiseleyen yağmur değil de şemsiyesini açmak zorunda olmasıydı. Kılıfında öylesine narin, öylesine şık ve güzel katlanmış ki! Açık bir şemsiye ne denli çirkinse, kapalı bir şemsiye de o denli şıktı.” Kahramanımız, yazarımız ya da kurgusal karakter artık her hangisiyse işte; böylesine garip, kendi içinde düşünceleriyle boğuşan biri. Tüm bu yazarın karakteri, çelişkileri, aşkta veya başka şeylerde kendini araması ve yine kendiyle çelişmesi belki de yazarın bunlardan beslendiğini gösteriyordur? Unamuno’nun bundan önce hikayelerini okumuş pek sevememiştim ama Sis’i çok beğendim, okurken farklı bir şey okuduğunuzu hissediyorsunuz. Sonlara doğru yazar da kitaba giriyor, ön sözü yazanın romanın bir kahramanı olması da cabası. Son olarak -kuramsal anarşist- enişte Don Fermin’e ve en çok da sadık köpeğimiz Orfeo’ya selam olsun :) #kitapdunyam
SisMiguel de Unamuno · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20236bin okunma
Reklam