Dünyanın görünen yüzü bile çoğuna fazla iken karanlık tarafına ve derununa bakan, benim gibi göremese bile süresiz bir baş dönmesi ve heyelanla çevrili Sadullah Efendi; beni görüyor musun, beni görsen, dünyanın karanlık tarafını, gece iken gündüzü, gündüzken korkulu gece hazırlıklarını görürsün
Kendi çalışma masamı evin daha dar bir yerine taşıdım. Sıkışarak girip çıktığım ve bunaldığım bu yerde bir nevi tabutluk huzuru duydum. Çepeçevre sarılmış ve kıpırdayamaz olmak sanki kıpırtısızlığıma bir teselli ve dayanak verdi. Evin geniş yerlerinden tenha ve ışıksız bir sokaktan geçer gibi alelacele geçiyorum
Sadullah Efendi sanki bir kaplumbağaydı da az yanaşmak, dokunmak başını içeri kaçırmasına kafi idi. Kaplumbağanın bu hareketi de zaten hayli tuhaftı. Koskoca değirmi kabuk, boz bulanık damalı bir hilkat evi, belki üç yüzyıllık bir surat ve ayaklar, ama nikabını açıp da afitabını göstermede fevkalade çekingen, hatta merdümgiriz bir sıfat bekçisi ruh. Bakan sanki mest, gören daha evvel gördüklerine lanette...