Akdeniz’in mavisini, turuncusunu anlatmak isterdim
Oysa hep ölümü anlattım, hemen bütün şiirlerimde
Deniz dediğimde boğulmuş bir çocuğun cesedi
Toprak dediğimde çiçekler değil, ölülerdi
Dilimin ucunda donup kalan. Artık ne yapabilirim
Söyleyin bana, yollara düşerken şimdi
Ölümün bir izdüşümü olmuşken yüreğim?
Kapımızı çalan yok, dilencilerden başka
Tek bir satır mektup gelmiyor hiç kimseden
Sokaklara çıkıp da boşuna bir şeyleri arama
Görmezden geliyor seni, eskiden gözlerinin içine giren
Yüreğimi bir kalkan bilip, sokaklara çıktım
Kahvelerde oturdum, çocuklarla konuştum
Sıkıldım, dertlendim, dostlarımla buluştum
Bugün de ölmedim anne
Kapalıydı kapılar, perdeler örtük
Silah sesleri uzakta boğuk boğuk
Bir yüzüm ayrılığa, bir yüzüm hayata dönük
Bugün de ölmedim anne
Üstüme bir silah doğruldu sandım
Rüzgar, beline dolandığında bir dalın
Korktum güldüm kendime kızdım
Bugün de ölmedim anne
Bana böylesi garip duygular
Bilmem neye gelir, nereye gider
Döndüm işte; acı, yüreğimden beynime sızar
Bugün de ölmedim anne
Ölüm gelir. Çiçekler ölülerin tabutlarına
Çelenk olmak için büyür.
Anaların gözyaşları bekler göz çukurlarında
Zamanı gelince akmak için.
Dudakları hep aralık durur
Bir gün ağıt yakmak için.
Gözleri hep yollara, yollara bakar.