kafka, karabasanlarında gördü belki seni, ama adlandıramadı
(ya da girmedin onun düşlerine)
bilseydi, senin gibi bir yer var yeryüzünde
en korkunç kitabın konusu sen olurdun.
tolstoy bilseydi seni
soyluluğundan bin beter utanırdı.
ve kimbilir belki yazarlığında
-şimdi benim utandığım gibi-
avvakum bilseydi yakınında senin gibi bir kent olduğunu,
kafkasları aşıp çile çekmeye sana gelir,
senin mağaralarında yaşardı.
dostoyevski sürülseydi sana
yer üstünden notlar'ı yazardı
ya da suç ve suç'u...
Hayat veren özün tırmanışı,söğüt tomurcuğunun patlayan yeşili,sararan yaprağın düşüşü,sadece bu bile bütün hikayeyi anlatıyordu.Doğa bir görev veriyordu insana.Görevi yerine getiremeyince ölyordu insan.Yerine getirince de değişen bir şey olmuyor,yine ölüyordu.Doğanın aldırdığı yoktu;bir sürü boyun eğen vardı ona,ama burda önemli olan boyun eğmenin kendisiydi,boyun eğen değil...