Dűnyaya geldim,gőrdűm,yașadım ve gidiyorum!
10/10
·280 syf.··
2026 10. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 19:18
bu eser, bir kitaptan çok daha fazlası; adeta insanın içini sızlatan bir "tercihler ve bedeller" muhasebesi. Romanın merkezinde iki temel izlek yer alır Aşk ve Yurtseverlik Yazar, bu iki kavramı birbirini besleyen ama aynı zamanda birbirini yok eden iki yıkıcı güç olarak ele alır.​Memduh Selim’in hikayesinde beni en çok etkileyen şey, "idealist bir insanın kendi mutluluğuna karşı işlediği suç. Hayatını büyük amaçlara, halkına, davasına ve entelektüel kimliğine adayan bu adam; yanı başındaki en saf, en temiz şeyi, yani Feriha’yı ve onun aşkını adeta bir "lüks" veya "zayıflık" olarak görüp itiyor.İşte edebiyatın mucizesi tam da burada devreye giriyor: Mehmed Uzun bize sadece tarihi bir figürü anlatmıyor; "Bir insan idealleri uğruna neleri feda edebilir ve günün sonunda elinde kalan yalnızlık buna değer mi?" sorusunu sorduruyor. Roman boyunca Memduh Selim'in yaşadığı o vicdan azabı, sürgünlüğün getirdiği yersiz-yurtsuzlukla birleşince ortaya evrensel bir insan trajedisi çıkıyor.Kısacası ben, bu kitabın sadece bir dönemi anlamak için değil; insanın kendi içindeki o büyük çatışmaları kalbi ile beyni, arzuları ile sorumlulukları arasındaki o bitmek bilmeyen savaşı görebilmesi için okunması gereken bir başyapıt olduğunu düşünüyorum.
Yitik Bir Aşkın GölgesindeMehmed Uzun · İthaki Yayınları · 20207,6bin okunma
Puan vermedi
Yazarın Gece yarısı kütüphanesi kitabından sonra yeni bir efsaneyle dönmesi Bitmesin diye son 20 sayfayı yavaş yavaş okudum 80li yaşlarda ölen birinin ölüm sonrası, bebekliğinden başlayarak tüm yaşamını bir trende izlemesi…Bazı duraklarda durup bazı anıların içine hayalet olarak dahil olup izlemesi ama o anki farkındalığıyla!!! ,müdahale edemeden sadece gözlemci olarak.... Hayatımızı ölmüş halimizin farkındalığıyla yaşayabilmemiz hediye edilseydi nasıl olurdu? Gücün afrodizyak olduğu söylenir ama narkoz yerine geçiyorsa ve hissedebilen biri olmaktan çıkıp hırs odaklı yaşıyorsak nasıl olur?Şimdiye kadar tek bir “diem” bile “carpe” etmiş değilsek? Sorgulatan,düşündüren,anı yaşamanı öğütleyen, yeni kararlar aldıran bir hikaye Bayıldımmm…
Gece Yarısı TreniMatt Haig · Domingo Yayınevi · 2026163 okunma
Reklam
Birkaç gözüpek vatansever, ülkeyi baştan sona kalkındırabilir.
Puan vermedi·94 syf.··
2026 3. kitabı
Bataklıklar içinde, her açıdan geri kalmış ve sefil bir ülke nasıl kalkınır? Vatansever ve bilinçli birkaç kişinin başlattığı kıvılcımların ateşe dönüşmesiyle… Kitapta Snelman isimli bir vatanseverin, Suomi denilen bir ülkede başlattığı kalkınma hamlesini anlatılıyor. Fakir halkı görmezden gelerek kendi rahatını düşünen bürokratlar, vatandaşın sorununu çözmek yerine işleri daha da zorlaştıran ve sadece maaşını düşünen memurlar, mevki makam sahibi olduktan sonra vaatlerini unutan yöneticiler, sarhoş ve zevkine düşkün askerler, bir gelecek umudu veya herhangi bir amacı olmayan aklı havada gençler… İşte böyle bir toplum, birkaç vatanseverin başlattığı örgütlenmeyle, küçücük adımlarla yavaş yavaş kendine gelebilir, kalkınabilir, bulunduğu coğrafyanın en güçlülerinden, en saygınlarından olabilir. Ütopik bir ülke olan Suomi’nin bu başarısı, tüm fakir ülkelere ders olmalıdır. Kitabı okurken, ülkemizi ve özellikle Kurtuluş Savaşı sonrası yaşanan dönüşümü düşünmemek elde değil. Snelman ve arkadaşlarının başlattığı bu kalkınma hamlesi, aslında Türk İnkılabının bir özetidir. Ancak maalesef bizim inklabımız, Suomi’deki gibi büyük ve güzel bir finale henüz ulaşamamıştır; ülkece çırpınışlarımızın devam ettiği bir gerçektir. Silkelenip kendimize gelmeli, zaferlerle dolu tarihimizden güç almalı, yorgun ve tembel halkımızı tıpkı Snelman’ın yaptığı gibi kıvılcımlarla, ateşlerle tutuşturmalı, yurdumuzu Suomi’dekinden bile daha güzel bir ülke haline getirebiliriz, getirmeliyiz.
Beyaz Zambaklar ÜlkesindeGrigory Petrov · Akvaryum Yayınları · 2013124,7bin okunma
10/10
·800 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2026 17:55
Ben ne okudum öyle! Bildiğiniz tüm okuma deneyimlerinizi unutun. Hatta kitabı düz tutup okumayı bile... Yapraklar Evi yalnızca bir roman değil, okuma alışkanlıklarına karşı açılmış küçük bir isyan. Sayfaları soldan sağa takip etmeye, anlatıcının peşinden güvenle yürümeye alışmışsanız bu kitap sizi ilk fırsatta yoldan çıkarıyor. Zaman zaman kitabı döndürmeniz, sayfalar arasında ileri geri gitmeniz, dipnotların peşinde kaybolmanız gerekiyor. Bir sayfada tek bir kelimeyle karşılaşırken, bir başka sayfada metin sizi bilinçli olarak yoruyor. Üstelik bütün bunlar bir gösteriş denemesi değil. Biçim ve içerik birbirine öylesine sıkı bağlanmış ki, karakterlerin yaşadığı yön kaybını okur da fiziksel olarak deneyimliyor. Kitabı okumuyorsunuz; içinde dolaşıyorsunuz. Korku edebiyatından, deneysel metinlerden ya da postmodern oyunlardan hoşlanmasanız bile, Yapraklar Evinin sınırlarını zorlayan yapısına hayran kalmamak zor. Çünkü bu kitap hikâyesini sadece anlatarak değil, sayfanın kendisini kullanarak kuruyor. Ve sonunda geriye bir evden çok, zihninize yerleşmiş bir labirent kalıyor. Derler ya, delilikle dâhilik arasında çok ince bir çizgi vardır diye. İşte o çizgide yol alıyorsunuz 702 sayfa boyunca. Bazen ne diyor bu diye düşünürken bazen yazarın dehasına hayranlık duyuyorsunuz. Gregory Maguire kitap için; "Peter Pan'nın asıl düşmanının Kaptan Kanca değil de Var Olmayan Ülke olduğunu şöyle bir hayal edin, yahut da Yunus'u yutan balinanın Moby Dick olduğunu; işte o zaman bu kitabın ne anlattığını anlamaya başlayacaksınız. Korkuyla bekleyin onu, sımsıkı tutup kavrayın." diyor
Yapraklar EviMark Z. Danielewski · Monokl Yayınları · 2018228 okunma
8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere E. Ali Okur kaleminden Aklın Rehberin Olsun kitabının yorumu ile geldim Nisan ayının sıradaki kitabı 2026 yılı basımlı 96 sayfalık bir kitap •Bazı eksiklikler vardır, yaşı kaç olursa olsun insanın içini sızlatmaya devam eder. Benim için o keşkelerin başında dedelerimi hiç tanıyamamış olmak geliyor. Hani o pamuk gibi sakalları olan, her cümlesine bin yıllık bir tecrübe sığdıran dede figürü benim için hep bir özlemdi. Eskiden çalıştığım yerde, tam ezan vakitlerinde karşılaştığım, ak saçlı, tonton, uzun sakallı bir dede vardı. Onunla iki çift laf edince, o huzurlu sesini duymak nasıl iyi gelirdi anlatamam. •Bu kitap tam da o huzuru avuçlarıma bırakan, ruhumu dinlendiren bir öneri oldu. •Kitapta 94 yaşındaki dünya tatlısı, bilge bir adam olan Sabır Dede ile tanışıyoruz. Yanında torunu Aliki ve arkadaşları Kerim ile Tümay var. Sabır Dede onlara sadece masal anlatmıyor; aslında hayatın ta kendisini nasıl okumamız gerektiğini fısıldıyor. Biz genelde kitap okumayı satırlardan ibaret sanırız ama Sabır Dede bize doğanın sesini duymayı, gökyüzünün dilinden anlamayı ve en önemlisi, umudu bir yakıt gibi içimizde taşımayı öğretiyor. •Sabır Dede’nin o sakin ve derin sohbetleri, karmaşık görünen hayat sorularına çok sade cevaplar veriyor. Ağaçların, kuşların ve rüzgarın aslında bize anlatacak çok şeyi olduğunu hatırlatıyor. •Evet, bir çocuk kitabı gibi görünebilir ama bence asıl biz yetişkinlerin o kaybolan merak duygusunu geri kazanmak için bu satırlara ihtiyacı var. •"Umut, yaşanmaya değer hayatın yakıtıdır" diyor kitapta. Her günün bir sonraki sayfasında bizi neyin beklediğini merak ederek, sabırla ve sevgiyle yaşamayı fısıldıyor. •Yazarın üslubu o kadar naif ki, sanki bir bahçede oturmuşsunuz da rüzgar size bilgelik hikayeleri fısıldıyor gibi. •Hayatın
Aklın Rehberin OlsunE. Ali Okur · Epokhe Yayınları · 20265 okunma
8/10
·48 syf.··
Beğendi
·
2026 78. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 16 Nisan 2026 00:00
Herkese Merhaba Bugün sizlere Aysun Koç kaleminden Tevekkül Doğum Masalı kitabının yorumu ile geldim Nisan ayının sıradaki kitabı 2025 yılı basımlı 46 sayfalık bir kitap Çok naif, kalbe şifa niyetine okunacak bir kitap. •Hikayemiz Ahsen ve Addas’ın daha bebekleri dünyaya gelmeden niyetlerini tazelemeleri, helal lokma peşine düşmeleri ve hayırlı bir nesil için dua etmeleri başlıyor. •Ahsen’in rüyasında gördüğü o siyah kutu ve içindeki Kevser yazılı kolye.. İsimlerin birer tesadüf değil, emanet olduğunu o kadar naif anlatmış ki yazar, çok etkileyiciydi. •Doğum sancılarını korkutucu bir acı olarak değil de bebeğe kavuşturan şifalı dalgalar olarak tanımlaması bakış açımızı nasıl da kökten değiştiriyor. Ahsen’in sancılar geldiğinde bedenini serbest bırakıp fıtratındaki o güce güvenmesi tam bir uyanış anı. •"Doğumda kendimi korkulara değil, sana teslim etmemi nasip et." Bu sadece doğum için değil, hayatın tüm fırtınaları için okunacak bir teslimiyet nişanı değil mi? •Aysun hocamızın dili çok duru, bir terapi seansındaymışsınız gibi güven veriyor. Zaten kitap doktor, ebe ve psikolog onaylı; yani altı çok dolu bir manevi rehberlik sunuyor. Resimler ise o kadar sıcak ki, sayfaları çevirirken Ahsen’in evindeki o huzuru, komşusu Perihan teyzenin getirdiği poğaçanın kokusunu bile hissedebiliyorsunuz •Eğer zihninizde doğumla, gelecekle ya da hayatın getirdiği belirsizliklerle ilgili korkular varsa, bu yetişkin masalı size çok iyi gelecek. Yazarımızın kalemine sağlık Kitap ile ilgili düşüncelerinizi yorum bırakabilirsiniz Okumayı ihmal etmeyin im t u b i s ʚĭɞ
Tevekkül Doğum MasalıAysun Koç · Az Kitap · 20268 okunma
Reklam
Reklam