Herkes uyurken yine ben gecenin ortasındaydım. Bir bilsem neydi içimi kemiren bu acı... Gidenler mi yoksa acıyı sevmem miydi? Söyle, neredesin eski güzel günlerim? Başımı okşayan annem nerede şimdi, hangi börtü böceğin olmuş rızkı? Keşke herkes gitseydi, annem kalsaydı. Beni anlamayanlar içinde deli olarak anılmaya başlanmıştım. Oysa ben deli değildim, bundan emindim; zira deli olsaydım bu acıyı hissedemezdim. Söyle annem, bir sen miydin beni gerçekten seven? Özlüyorum seni. Bu gidişin bana delirmiş demeleri için neden. Sanmıyorum artık eskisi gibi olurum veya birinin sevgisine gerçekten inanırım. Sadece günleri tüketiyorum, bir gün gerçekten gitmek için. Hepsi bu... Şimdilik hoşça kal güzel annem.
İçimizdeki eski bir odada, tozlu perdelerin arkasında bekler
terkedilmişlik. Gitmek, sadece bir mekânı terk etmek değildir; arkada bırakılan kalbin yankısıdır aslında. Ancak insan, o ıssızlığın ortasında bile gökyüzüne bakmaktan vazgeçmez. Işte tam orada, göğüs kafesimizin en derin köşesinde umut fısıldar: "Her kış, ardında bir bahar saklar."
Özlemek ise zamansız bir köprüdür; geçmişin sıcaklığıyla geleceğin belirsizliği arasında uzanan... Gidenlerin bıraktığı boşluk, yavaşça olgunlaşan bir sabra dönüşür. Bugün, belki de o boşlukla barışma günüdür. Çünkü biliriz ki, en çok özlenenler, kalpte en derin izi bırakanlardır. Umut, terkedilmiş sokakların bile bir gün yeniden çiçek açacağına inanmaktır.
Bazen insan, dertlerin uğramadığı bir yere gitmek ister; ne anlatacak bir yükü, ne taşıyacak bir kederi olsun. Öyle bir yer olsun ki; ne kalp kırılsın ne de gözler dolsun. İnsan bazen sadece huzurlu bir köşe arar, mutluluk değil. Bir gün herkesin sustuğu, sıkıntıların konuşmadığı bir yere gitmek istiyorum. Bazen kaçmak istediğimiz yerlerden değil, taşıdığımız yüklerden yoruluruz. Öyle bir yere gitmek isterim ki; ne özlemek can yaksın ne de hatırlamak. Dertlerin uğramadığı bir yer yok belki ama insan yine de aramaktan vazgeçmiyor. Bazı günler tek isteğim, hiçbir kederin uğramadığı bir sabaha uyanmak."
Kaygılı bir insansan sana verebileceğim en gerçek tavsiye şu olurdu:
Hayatı gözünde biraz küçültmeyi öğren. Çünkü insanı en çok yoran şey, yaşadığı olaylar değil; onlara yüklediği anlamlar oluyor bazen. Bir görüşmeye giderken sanki bütün geleceğin o odanın içindeymiş gibi davranma. Bir insanla tanışırken onu kaderinin son durağı sanma. Yeni bir şeye başlarken daha başlamadan “ya olmazsa” diye kendini tüketme.
Çünkü zihnin sürekli her şeyi “ya kazanırım ya kaybederim” noktasına taşıdığında, en basit şey bile ağır gelmeye başlıyor. Oysa hayat bazen sadece yaşanması gereken anlardan ibaret. Her şey büyük bir kırılma noktası olmak zorunda değil. Bazı insanlar geçer, bazı yollar kapanır, bazı şeyler istediğin gibi olmaz… ve buna rağmen hayat devam eder.
Kendine biraz izin ver.
Her konuşmayı bir sınav, her hatayı bir felaket, her vedayı dünyanın sonu gibi görmeyi bırak. Çünkü insan en çok da sürekli tetikte yaşamaktan yoruluyor. Sürekli güçlü durmaya çalışmaktan, sürekli doğru kararı vermeye uğraşmaktan, sürekli kontrol etmeye çalışmaktan…
Halbuki bazı şeyler akışına bırakılınca güzelleşiyor.
Bir işe sadece deneyim olsun diye başlamak, bir yere sadece görmek için gitmek, bir insanı sadece tanımak için dinlemek… Bunlar sandığından daha huzurlu şeyler.
Ve şunu unutma:
Rahatlayan bir zihin, korkan bir zihinden her zaman daha doğru düşünür. Çünkü insan sakin olduğunda hayatla savaşmayı bırakır; yaşamayı öğrenir.
İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorumı çok yorgunum sadece bedenim değil ruhumda yorgun nasıl düzelecek nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi. Etrafımda insanlar var konuşmalar var kalabalıklar var ama ben sanki hepsinin dışında kalmış gibiyim yanımda gibiler ama aslında değiller anlaşılmadığımı hissediyorum kalabalığın ortasında tek başıma kalmışım gibi her şey üst üste geliyor birini atlatamadan diğeri başlıyor nefes alacak bir boşluk bile bırakmıyor hayat bağırmak istiyorum içimdekileri haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor gitmek istiyorum bazen herşeyi bırakıp uzaklaşmak ama nereye gideceğimi bile bilmiyorum sadece yüklerimden biraz kurtulmak istiyorum biraz anlaşılmak biraz dinlenmek Çünkü bu ağırlıkla daha ne kadar yürünür bilmiyorum
🍀
İçimde kırılan bir camın sesi döküldü gözlerimden.
Hayatın verdiği ne yorgunluk,
Ne hasret, ne de vuslat...
Birkaç söz söylemek isterdim gözlerine bakıp;
Her bir kirpik teli mütenâ olarak yaratılmış...
Bu ne hoşluk, bu ne zarafet, bu ne hüsün!
Raylar kırık, zaman suskun,
Söyleyemediğim sözlerle dolu içimdeki hüzün.
Yine de sana gelirim, seni bilir, seni severim...
Sesinden şarkılar, şiirler dinlemek;
Seninle uzunca bir yolu adımlamak isterim.
İçinin güzelliğini görmek, bilmek...
Ne basit, ne zor bir istek böyle!
Gözlerine dalıp gitmek isterim nihayetinde,
Bu ne meşakkatli, bu ne uzun bir bekleyiş...
Anlam yüklemek isterim her bir cümlene;
Bu ne naiflik, bu ne bilinmezlik.
Sonrası sessizlik zaten, sonrası alabildiğine düz.
Büyük kelimelerin gölgesi çekildi üzerimizden.
Ne bir sitem kaldı geriye, ne meşakkatli bir dilek...
Sadece öylece durup izlemek var şimdi seni;
İddiasız, sakin ve beklentisiz.
..dilan