Kime elimi atsam dikenleri battı, ama canı acıyan yine onlardı. Öylesine kanadım ki, artık insanlar uğruna akacak tek bir damla bile kanım kalmadı. Öylesine yalnız kaldım ki, mecburiyetten onu da sevmeye başladım. Yalnızlığım yoldaş oldu bana kimsem olmadığında. Bir zaman sonra artık ben de istemedim kimseyi yanımda. Tiksindim; ne zaman insanlara baksam, benliğimden utandım. Ağladılar beni görünce, dağ gibiydim insanların gözünde... Oysa benim de ihtiyacım vardı birine yaslanıp gözyaşı dökmeye. Bana kimse sarılmadı, kendime sarılmaktan kollarım uzadı. Yıllar sonra anladım; ben de huzuru, güveni yanlış yerlerde, yanlış yollarda aramışım. O kadar çok şeyimi kaybettim ki, artık benden geriye kaybedecek bir şey kalmadı. “Yaşamak güzel,” dedim ölmek isteyenlere. Oysa ben ölmek isterken yaşamak için çok mücadele ettim. Bilselerdi, en az bir kere ölümü görselerdi, bu kadar kolay istemezlerdi ölmeyi. Kime dokunsam, kime baksam, bana anlatmak istediler; gözlerinde gördüm. Önce mecburiyetten dinledim, sonra ona da alıştım. Tüm umutları bendim belki de, anlaşılmak için. Yaralarını sardım, oysa en çok ihtiyacı olan bendim, anlayamadım. Ne zaman anlatmak istesem, öylece sustum; gürültülü bir şekilde. Tüm kelimelerimi çoktan tüketmiştim kendi kendimle. Ben hep kullanıldım, mecburiyetten ona da alıştım. Sonra artık ben de onları kullanmaya başladım. Çıkarsız sevildiğim ve sevdiğim tek bir an için Tanrı’ya yalvardım. Eş, dost, aile... Ben bunların hiçbirine ait olamadım. İçine doğduğum eve de ait olamadım. Ben hiçbir yerde yaşayamadım. Oysa bu dünyaya en çok ait olmak isteyen bendim. Tanrı’dan da vazgeçtim. Başta biraz zorlandım, sonra ona da alıştım. Ben, sahtelikler içine doğmuş tek masum ruhtum. Sonra ben de sahteleştim, mecburiyetten. Her şey...