Sahaf Mendel çevremde epey övülen bir kitap olduğu için bütün kitaplara duyduğumun dışında ekstra bir merakla okudum. Beklentilerimi kesinlikle karşıladı. Kitaba adını da veren ilk novella, olağanüstü bir hafızaya sahip sahaf Mendel beye yaptığı araştırma için kitap danışan bir gencin gözünden anlatılıyor. Mendel beyin zekası zehir gibi, zihin kütüphanesinde binnlerce kitap var ve bilgisayarmışçasına konularına göre takır takır sayabiliyor. Derken kendisi bir rus vatandaşıyken viyana'da yaşadığı için birinci dünya savaşı dolayısıyla esir olarak alınıyor. Otuz yıldır viyana'da yaşayıp halka bilgisiyle hizmet etmesine rağmen iğrenç insan zihniyeti yüzünden savaş kavramının sonucu olarak toplama kampına alınıyor ve iki yıl orada gördüğü işkencelerin ardından bütün yeteneğini kaybediyor. İkinci novellada ise kör bir adamın savaş içindeki dünyayı kendi masumluğuyla olduğundan çok daha güzel hayal ederek "gördüğünü" sanmasını okuyoruz, kalpleri ısıtan bir hikayeydi. Sonuncu hikaye ise para yerine iyilik biriktiren bir adamı anlatıyordu, maneviyat bakımından zengin idi. Genel olarak çok hoş bir kitaptı tavsiye
Genelde Salomé döneminin epey ötesinde yazan bir yazar olmasına rağmen bu kitabın tam anlamıyla dönemini yansıttığını düşünüyorum. 19. Yüzyılın sonunda Rusyadaki toplumsal normları, kadın erkek ilişkilerini ve ilişkilere bakış açılarını, tabuları, gelenekleri -bazen de başka bir deyişle saçmalıkları- inceleyebiliyoruz eser içerisinde.
Feniçka'nın özgür kadın rolü ve insanların düşüncelerinden dolayı sevdiği insanla olan aşkını saklamak zorunda kalırken bundan duyduğu rahatsızlık hoşuma gitti. Sevginin saklanması gereken bir şey olduğunu düşünmedim hiçbir zaman ve bu acaba hangi aptal aklın ürünü oldu da günümüze kadar geldi hayret ediyorum.
Psikolog Max Werner de çatışmayı belirleyen diğer ana karakter. Gelenekçi birisi ve bana da Fenya'ya da çok zıt olan görüşlere sahip. Fenya gibi üniversiteyi bitirip üstüne bir de doktorasını yapmış kendi ayakları üzerinde duran bir kadın hakkında kitabın başında pek iyi düşünceleri yoksa da ilerledikçe onu önündeki niteleyici şeylerin dışında insan olarak görmeyi başarıyor ve iyi dost oluyorlar. Kendi sevgilisi ile Fenya'yı kıyaslıyor ara sıra ve kendiyle de Fenya'nın sevgilisini tabii. Bazen duyguları karışıyor ama Fenya'da böyle bir durum görmüyoruz. Fenya'nın duyguları daha çok kendi iç dünyasında karışmakla meşgul. Bir taraftan sevgilisinden gelen evlilik teklifi, bir taraftan bunun hiçbir şekilde hayallerinde yer etmemiş oluşu ve kendini "evin annesi" "yuvanın kadını" olarak görmenin şimdiye kadar savaşmış olduğu tonla şey için tamamen bir utanç tablosu olacağını düşünmesi onu büyük bir çelişkiye sürüklüyor.
Feniçka'nın idolüm olan kadınların arasına girmesi ve okurken oldukça keyif almam bu kitabın bende tatlı bir yere sahip olmasını sağladı, tavsiye