Işığın bile olmadığı bir derinlikten gelen endişeyle,eğer iyi hissettiğini belli ederse terk edilmekle cezalandırılacağını düşünüyordu. Eğer iyileşirse Anne'in yok olup gideceğinden korkuyordu.Bu yüzden başını sallamakla yetindi.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Dolayısıyla insanın,hayatla olan çoğu acıya, azı zevke dayalı ilişkisini kabullenip oyunu kuralına göre oynaması kesinlikle bir hastalık değildi.Bazı psikologların,sado-mazo gecelere sahip müşterilerine dedikleri gibi. Bu sadece neyin ne olduğunu anlamaktı. Çocukken yaşanan taciz ya da tecavüzlerin travmatik sonuçlarından ibaret değildi bütün hayatlar. Travmatik olan hayattı.Hepsi.Butun hayat.Her şey. Dolayısıyla doğum sonrası depresyon yani annelerin yakalandığı psikolojik bir hastalığın değil hayatın tanımıydı.Hayatta kalma isteğinin.Hayata rağmen.
Vaktimiz olduğunu düşünerek her şeyi erteliyoruz.İyiliği, mutluluğu,sevinci,sevdiğimizi söylemeyi...Fakat zamanımızın az olduğunu bir şekilde öğrendiğimizde o küçücük zamana her şeyi sıkıştırmaya çalışıyoruz.Keske biraz içimizden gelen gibi yaşasak