Safiye Hüseyin Elbi- ilk diplomalı Türk hemşiresidir
Çanakkale Savaşı (Reşit Paşa Vapuru): Çanakkale Savaşı sırasında yaralı askerleri cepheden İstanbul'a nakleden Reşit Paşa Hastane Gemisi'nde başhemşire (başhastabakıcı) olarak görev yapmıştır. Gemi bombardıman altındayken bile ameliyatlara katılmış, Türk askerlerinin yanı sıra yaralı düşman askerlerini de tedavi etmiştir. Gemideki tek Türk hemşire olarak bilinir
OKB ve böcek fobili bu karışık sorunlarım yüzünden "Masumlar Apartmanı" dizisindeki Safiye gibi oldum. Sürekli sinirliyim. Evdekileri de kontrol ediyorum. Tamamen aynı değil. Temizlik takıntım aşırı değil ama böcek fobim takıntımı arttırıyor ve bu yüzden aşırıya kaçabildiğim zamanlar oluyor. Tüm evi her gün silmiyor ve her gün detay lavabo ve toz almak gibi şeylere girmiyorum. Benimki daha çok mutfak tezgahını, oturduğumuz yeri, masayı, sehpayı, yeri kırıntısız görmek. Pek mikropla ilgili değil. Elimi günde 5-6, bazen 8 kez yıkıyorum. İnsanın mikroba ihtiyacı olur ama pislik elimde en azından gördüğüm olmasın. Tam Safiye gibi değil dediğim gibi. Apartmanı çöp apartmana çevirdiğim yok. Aksine çöp görmeyi evde sevmiyorum. Kapının önünde çöpün kapağını kapatmayacak seviyeye geldiyse aşağı inip atıyorum. Kapıcıyı beklemem. Apartman aşırı pis ve kimse de el atmazsa 5 katlı bile olsa süpürürüm çünkü böcek sever bunu. Ayrıca görüntü olarakta katlanamıyorum pis apartmana. Evden çıkamıyorum evi kontrol etmekten. Dışarılarda çöp görüyorum. İnsanlara çöpünü çöpe atmadıkları için ayar olup arkasından beddua ediyorum. Belediye işini yapmayıp otları bile biçmediği, çöpleri de toplamadığı için çıldırıyorum. Şehri terk etmek istiyorum. Gidemiyorum. Dışarı çıksam bir de orada tonlarca böcek var. Mesela piknik sevmiyorum sırf bu yüzden. Ama AVM severim. Oralarda pek böcek görmüyorum. Sınıf severim. Oralarda de bu tip şeyler az oluyor. Ama böceklerin taladığı yerleri sevmiyorum. Kertenkele seviyorum. Onları öldürmem. Korkuyorum ama onlar evdeki böcekleri yiyecek. Bir işlevi var. Sayısı bir taneyse sorun yok yatağıma yakın değilse. Ama korkarım. Onu da istemem. Attırırım sonra. Minik örümcekler hem korkunç hem sevimli. Sayısı azsa sorun yok. Ağını bozmam bir süre. Ama nihayetinde yerde
1000Kitap
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Polat: Siz neden hiç evlenmediniz? Kılıç: Bana göre değil evlilik. Karahanlı: Kılıç, kadınlardan hep korkmuştur. Safiye: Neden? Kılıç: İşte bu yüzden, hep soru sorarlar.
Kurtlar Vadisi İlk 97 Bölüm
Evlat dinlemezse ana baba sözünü Gurbet elde büküldü belim, Tutmaz oldu artık şu elim. Lâl oldu konuşmaz bu dilim, Mutlu musun gülüm gülüm?…. Ebuzer Özkan İşte mahallemiz böyleydi Annem safiye hanım güzel yemek pişirir O güzel lezzetler karşısında Lal olurdu dilimiz tutmazdı şu elimiz Bir gün televiyonda seyrettik Çocuklar ölüyor dünya savaşıyor Sanki herkes zeval çağı yaşıyor Ve Annen safiye hanım sordu Bakın bakın bizim komiser polatın oğlu Oğlum hata yapmaz dedin Mutlumusun ona toz konduramadın Şimdi duydukki terkediyorsun mahalleyi Evlat dinlemezse sözünü nasihatini O ana babanın eli tutar mı Kalem bir daha doğruyu yazar mı Her polisin her askerin vazifesi vardır Her ana baba vazifesini yaparsa kutsaldır Görevini yapmazsa nasihat vermezse Evlat ateş etmezmi sokakta caddede Alkol içer haram demez helal deriz Oğlumuz ateş açar sokakta caddede
Şiir
Mary Shelley, Frankenstein'ı 1818 yılında yayımladı. İngiliz edebiyatının Romantizm dönemi (ve erken dönem Gotik edebiyatı) içinde kaleme alındı. Frankenstein'ın bilim ile canavarlık arasında kurduğu bağ ve sorduğu ahlaki sorular, geç Viktoryen dönem gotik edebiyatını (Dracula, Dr. Jekyll ve Mr. Hyde gibi) doğrudan ve derinden etkiledi. Mary Shelley’nin Frankenstein romanındaki Osmanlı Türkü karakter Safie’dir (Türkçe telaffuzuyla Safiye). Romanda ayrıca ismi doğrudan verilmeyen ve sadece "Türk tüccar" (The Turk) olarak anılan babası da önemli bir figürdür. Safie, romanın ana olay örgüsünde doğrudan Victor Frankenstein ile karşılaşmasa da Yaratık’ın (Canavar) zihinsel gelişimi için en kilit roldeki karakterdir. Yaratık, ormanda De Lacey ailesinin kulübesine sığındığında henüz konuşmayı ve okumayı bilmemektedir. Fransa'dan kaçıp gelen Safie, aileyle iletişim kurabilmek için Felix De Lacey'den Fransızca dersleri almaya başlar. Kulübenin arkasından onları gizlice izleyen Yaratık, Felix'in Safie'ye öğrettiği kelimeleri, harfleri ve Volney'nin Yeryüzü İmparatorluklarının Harabeleri kitabını dinleyerek insan gibi konuşmayı, okumayı ve dünya tarihini öğrenir. Safie, Hristiyan Arap bir anne ile Osmanlı Türkü bir tüccarın kızıdır. Babası Paris'te haksız yere hapsedildiğinde, Felix onu kurtarmak için bir plan yapar ve bu süreçte Safie ile Felix birbirlerine aşık olurlar. Babası hapisten kaçtıktan sonra Felix'e ihanet eder ve kızını da alıp İstanbul'a (Konstantiniyye) dönmek ister. Ancak Safie, babasının vadettiği geleneksel saray hayatı yerine özgür ve bağımsız bir yaşamı seçerek babasından kaçar ve tek başına Almanya'daki De Lacey ailesini bulur. Mary Shelley, Safie karakterini dönemin Avrupalı gözündeki "Doğu" kalıplarını eleştirmek ve kadın bağımsızlığını vurgulamak için bir
Edebiyat
Neler neler kaybettik...
Safiye Erol'un aynı zamanda yakın arkadaşı olan Sâmiha Ayverdi bir dostuna yazdığı mektupta onun vefâtını haber verirken "Maalesef memleketin en değerli, dürüst, hamiyetli, îmanlı, münevver ve bilhassa son derece derin ve bilgili bir evlâdını, azîz ve sevgili arkadaşım Safiye Erol'u kaybettik. Memleket, böyle muhteşem ve yerine konmaz bir âbidenin eksilişini âdeta duymadı... Umursamadı... Ciğerdelen