Rebecca Yarros’un kurduğu dünya bu kitapta beni tamamen içine aldı.
Özellikle savaş sahneleri asla boşuna yazılmış değil; haritayı gözünün önüne getirebiliyorsan, stratejiler tutarlı ve ikna edici. Aksiyonun içine çekiyor, ritmi düşmüyor. Bu konuda yazar gerçekten güçlü ve ne yaptığını biliyor.
Kurgu sağlam, sahneler iyi tasarlanmış.
Bazı anlar var ki, “burada vurması gerekiyor” diyorsun; sahne buna hazır, zemin çok iyi kurulmuş.
Ama…
Duygu.
Ne yazık ki ana karakterlerin duygularına hâlâ tam olarak giremiyorum.
Duygular gösterilmiyor, anlatılıyor. Korku var deniyor ama bedende karşılığını göremiyoruz. Hisler çoğu zaman mide bulantısı ve tekrar eden birkaç fiziksel tepkiye sıkışıp kalıyor. Bu da sahnelerin duygusal etkisini zayıflatıyor.
En çok can yakan nokta şu oldu:
Bazı sahnelerde içimin parçalanması gerekiyordu.
Duygusal olarak bıçaklanmam gerekiyordu.
Ama sahne çok iyi kurulmuş olmasına rağmen, o duygu bana geçmediği için sadece “okunup geçilen” anlar oldu.
Buna rağmen…
Bu dünyadan kopmak istemiyorum.
Xaden ve Violet’le gerçekten bağ kurmak istiyorum.
O bağı yazar veremediği yerde, ben kendim kurmaya çalışıyorum.
Ve buna değiyor; çünkü potansiyel çok yüksek.
Sonuç olarak:
Dünyası güçlü, savaşları etkileyici, kurgusu sağlam.
Ama duygusal anlatımı zayıf olduğu için kalbe değil, daha çok zihne hitap eden bir kitap.
Eksiklerine rağmen, severek ve tutunarak okumaya devam ediyorum.