Kitap tam anlamıyla acı-tatlı bir his bırakıyor. Dazai’nin dili kullanması, hayatındaki kurgu ve gerçek arasında kalmış ilginç detaylara yer vermesi, okuru büyülü bir gerçeklik katmanında karşılaması kitaba tatlılık katan etmenler. Ama bu kitabın özünün bir intihar otobiyografisi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Kişisel hayatımda Dazai ile özdeşleştirdiğim birisi mevcut. Onu da senelerce anlamaya çalıştım, yardım etmeye çalıştım, pek başarılı olamadım ama. Bu kitabın benim için en önemli öğretisi, başkasının kaderini değiştiremeyeceğimiz olgusu. Kimsenin intihar etmediği bir dünyada yaşamak isterim elbette ama burası dünya, acılar ve eksiklikler her zaman var olacak. Ama şunu da kabul ediyorum. Bir şeyi kafasına koymuş bir insan gecikmeli de olsa yapıyor bunu. Özellikle Dazai’nin sürekli bağımlılıklara iradesini bırakması, hayatında bir anlamın olmayışı ama bu durumun bilincinde olması insanı bir çıkmaza sokuyor. Kadınlardan kaçmaya çalıştıkça daha çok kadınlara sürükleniyor. Yeni başlangıçlar yapmasına rağmen, başladığı yere tekrar tekrar dönüyor. Yine de okuma zevki yüksek bir kitap. Bir intihar mektubu ama Rus edebiyatındaki gibi kitabın her yerine sinen bir karamsarlık yok. Aksine Japonlara has, her durumu kabul etme ve yaşama inceliği bu kitapta da mevcut. Kitap boyunca Dazai’yi anlamaya çalıştım. Bir psikoloji öğrencisi olarak da “Neyi daha farklı yapabilirdi?” diye çokça sordum kendime. Böyle hissetmesinin asıl sebebi ne, neden kendini topluma ait hissedemiyor diye de çok düşündüm. Bir sonuca varamadım elbette çünkü bir okuyucu olarak Dazai’nin istediği kadarını biliyorum. Belki de hayatını fantastik bir şekilde yaşayarak tarihe geçmek isteyen birisi idi. Aşırı uçlarda gezerek ailesinin dikkatini çekmeye çalışıyordu. Bunları hiçbir zaman tam anlamıyla