Sahi mutluluk neydi?
Dünyanın Sonuymuş
Dünyanın sonuymuş. Ne olacak şimdi? Hepimiz bir yıldız tozuyduk hani. Bir toz bulutuydum. Her şey, büyük patlama ile başlamıştı. Bilirdi o da sonun geleceğini. Eklerdi sonra her son bir başlangıç. O günden beri evren genişlemeye başladı. Tekrar tek noktada mı toplanacağız? Gidip af dilesem tüm kırdığım yüreklerden. Mezarlarına gitsem. Çok mu geç kaldım? Hem bulamam ki. Olduğum yerden bağışlanmak istesem. Bir tarafım ondan af dilerken bir parçam şuursuzca tüm günahları işlese, kalanım sadece doğruyu yaşasa. Dünya sönecekmiş. Sönmek. Tükenmek. Yeniden doğuş. Bittiği yerden başlamak. Ölüm. Nereden baksam içim daha tasasız olur? Uçurumdan atlasam. Hayır! O Son günü görmeliyim. Belki son ana kadar kalmayı başarınca yeni bir boyuta geçeriz. Bir oyunun içinde değilsin kendine gel. Bu uzantıda zaman farklı akar belki kim bilir. Doğduğum gezgende zaman hep ileri akıyor. Geri gidemedim ki hiç. Bazı zamanlar gözlerimi kapatıyorum en mutlu olduğum ana ışınlanıyorum. Orada değilim, sonu gelmiş bu lanet gezegendeyim. Artık gökyüzü mavi değil. Adını bilmediğim bazı elementlerin birikmesinden kiminin de eksikliğinden siyaha yakın garip bir renk aldı. Saatlerin önemi yok. Kıyamete kaldın işte. Bunu da gördün. Sorardım kendime dünyanın sonu var mıdır? Sahi ya Dünya yuvarlaktı değil mi? Hatta dur neydi “geoit” denirdi. Ne önemi varsa artık bu bilgilerin. Zamanı tükettik. Yine yanlış söyledim. Zaman… Tek yönlü değil işte bu meret. Akıl ile izah edilemiyor ama değil. Benim olmadığım yerde zaman duruyor sanırdım eskiden. Öyle değilmiş öğrendim de daha deli sorular ile baş başa kaldım. Yaşamım tek olasılıktan mı ibaret? Belki başka bir zamanda başka bir ben var. İzafiyet teorisini çözmüştü insanlık. Peh. Elimizde patladı. Dünya düz olsaydı şayet, ucuna kadar gidip aşağı uçardık. Aşağısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sahi neydi insan olmak? Bir kalbin atması değildi sadece; başkasının acısını kendi içinde duyabilmekti. Bir bedende yaşamak değildi; bir başkasının hayatına dokunabilmekti. İnsan olmak, kusursuz olmak değildi— aksine kırılabilmek, yanılmak ve yine de sevebilmekti. Bazen susmayı bilmekti, bazen de bir kelimeyle bir dünyayı onarmak. Ve belki de en çok, geçip giden zamanın içinde kendine rağmen iyi kalabilmekti. Çünkü insan, en çok da vicdanı kadar insandı.
Sahi neydi mutluluk
Bu kitap, sana "şunu yaparsan mutlu olursun" diye bir liste vermiyor. Aksine, sırtındaki o ağır "mutlu olma zorunluluğu" çantasını yavaşça yere bırakmanı sağlıyor. Evlilikten arkadaşlığa kadar hayatın içinden küçük ama anlamlı detayları öyle bir fark ettiriyor ki, kitabı kapattığında etrafına daha farklı bir gözle bakmaya başlıyorsun Mutluluğu Ararken Alper Yıldız
Günsüzlüğün Defterinden Satırlar... 84.Gün
En çok sessizliğin kırılgan kıyılarında özledim seni. Oysa hiç sessizliğini göstermedin bana... Ben, senin sessizliğini bir başkasının nefesinde arıyordum,düşlerimde ödünç alıyordum. Bazen zihnimde tükenen bir başka özlem beliriyordu, bitmek bilmeyen ve adı konmamış bir yalnızlık gibi. Sonunu bilmediğim bir bencillik, belki bir ışığın kırıntısı, ama içinde sen yoksun. Adını bile unuttum. Sahi, mutluluk neydi? Sensizliğinden bana düşen çelişkileri, yalnızlığı kaldıramayanların ihanet şarkısına katık ediyordum. Edilgen bir yaşam sürmekten başka çarem yoktu. Sen çalıp oynarken beni, ben kendimi seyirlik bir alemde gezdirmekle meşguldüm. Bir gün kendimi hamit buluyordum, ayılmayacakmışım gibi, bir gün zifiri karanlıkta cevabı olmayan sorularla boğuluyordum. Beynimi kemiren mahlukat soruyordu. Senin adın neydi? Sonra ayıklıyordum kendimi. Allahım, bir çocuğun beni gerçekten kıyıya çekip çekemeyeceği sorusu neden çıkmıyor aklımdan? Bu kadar edilgen miyim demek ki… İçimde onca sen varken mümkün değil herhalde. Sorular… sonsuz sorular… "Bir gün seni unuttuğumda görürsün ne hale düştüğünü." Bunu sana söyleyebilmeyi çok isterdim. Ama söyleyebilme ihtimalim, her gece yattığımda “artık eski ben olmayacağım” diyerek yarı açık gözle sayıklayan bizlerin, sabahın ilk ışığında nefsine yenik düşmesi kadar acemi. Belki de sen bu acemi halimi seviyorsun. Belki de bu yüzden saklıyorsun kendini. Korkuyorsun, çünkü benim korkup kaçmamdan korkuyorsun. Bilmiyorsun, sonra ne olacak… sonra… Gülüyorsun. Ben de… Sadece hayallerime kondurduğun o hoyrat gülüşünle bedenimi kaplıyorsun. Özlemek kadar acı sana bakmak. Sıralı, sırasız ilk akla gelen kelimeler kadar tekilsin oysa. Bir gün, aynı dili başlarına çalmak istediğimiz gün, korsan yürüyüşlerin aslında yasal olduğu bir aşkı yaşamak. Sonunda ne
Günsüzlüğün Defterinde 100 Güne Yolculuk...