KUSURSUZ İNSAN MI, ZAVALLI MI ???
*
Bilindik bütün efsane - destan - hikaye - masalların en büyük gayeleri, çoğu zaman birbirleriyle çelişkiye düşseler bile, insanı kendi özüne ve içindeki kalitesine odaklamak - kusursuz insan olmaya zorlamak - şahika veya nirvanaya varmak adına telkinlerde bulunmaktır.
Bu yönde harcanacak emeklerin en büyük çelmecisi - engelliyicisi ise, önce, paradır, sonra da, diktadır. Para veya diktanın varolduğu yerde "insan" artık "hiç" sayılmaktadır.
Hal bu olunca, savunma ve korunmaya geçen insanoğlu "duygu ve ruh hali" bakımından, sıkı sıkıya kapatılmış ve çifte kilitlenmiş çelik kapıların ardındadır. O kapıyı aşmak ve ardındaki "insan"'a ulaşmak ise hatrı sayılır bir seziş - öngörü - ikna kabiliyeti gerektirir. Mayası da kelimelerin sihrini mükemmel şekilde algılamak ve kullanabilmektir.
Dikkate değer yanıysa; o kapıdan çıktıktan sonra, elinde "işe yarayan ve doğru seçilerek alınmış" doneler olmasıdır. Zordur, fakat imkansız değildir.
Çoğu insanın ömrü boyunca "zavallı" etiketi ruhuna ilişmiş şekilde yaşıyor oluşunun sebebi; herkesin ondan beklediği kişi olmak için çırpınmasıdır.
Mükemmele yakın bir hayırlı evlat - müstakbel doktor - mühendis, hemşire, yönetici - vericiliğin üst limitini yeniden tanımlayan bir yakın arkadaş - gösterdiği samimi duygularıyla en kötü anlarda bile gülümsetip güvende hissettirebilen bir sevgili ya da eş - küfre maruz kalsa da sineye çekebilen alt rütbeli bir asker!
Her ne olacaksa olsun, ucunda kusursuzluk ve mümkünse çokça da "pasif itaat" olsun.
Ancak kişi, yaşamındaki herkesin bu "farklı ve uçsuz bucaksız" beklentilerini karşılamaya çalışmakla o derece meşguldür ki yıllar yılı, tümünün acizlik ve soytarılıktan ibaret oluşunu anlaması neredeyse bir ömre malolur. Doğal olarak kendi "şahika ve nirvanası"