Annem de böyle miydi diye düşündüm. Birisiyle birlikte yaşayıp onu yetiştirmek, ardından da onda hiçbir iz bırakmamak mümkün müydü? Ben annemden zamanında kaçmıştım. Yoksa yanılıyor muydum? Annem her zaman bir erkeğin, bir kocanın kârsız bir yatırım olduğunu, erkeklerin kötü kalpli değil de salak olduklarını mırıldanıp dururdu- ve işte ben de ona itaat etmiştim. Hırsım, tek başıma başarma ve kendime yetme takıntım bile annemden gelmiyor muydu?
“Beni bir hanımefendi gibi yetiştirdiler.” dedi. “Ama ertesi sabah kalkıp trene binip İspanya’ya gidemiyorsan, Londra’ya gidemiyorsan, canın nereye gitmek isterse oraya gidemiyorsan hanımefendi olmak ne ki?”