Hakikat, kitap sayfalarında beyaz üzerine siyahla yazılıydı ve benim için biçilmiş kaftan gibiydi. Tepeden bakıyordum, bir sayfayı doğru düzgün kavrayamadan okuyamamışlara acıyordum. Hayran olmamak elde değildi. Annemin sütlü kahve fincanıyla yapış yapış olmuş Les Bonnes Soirées sayılarındaki hikayelerle Kafka’nın Şato’su arasında koskoca bir dünya olduğunu görüyordum.
Annemle babama benzeyeceğim diye ne zaman delice korkuya kapıldım… Bir günde olmadı, büyük bir kopuş anı yok. Gözlerim yavaş yavaş açılıyor… küçük küçük saçmalıklar. O dünya bir anda benim olmaktan çıktı.
“Atla suya” dedim, atladı. Hiç yüzme bilmiyordu. Biz onu çıkarana kadar neredeyse boğuluyordu. Onu çekip sudan çıkardım diye o kadar minnet duydu ki “atla” diyenin ben olduğumu hepten unutmuştu.