edim ya, günümüz modern dünyası dikkatlerimizi çalıyor diye. Dikkatinin çalınmamasını isteyen, güne berrak bir zihinle başlamak isteyen insan, işe yatağını toplamakla başlamalıdır. Çünkü toplanmamış bir yatak, intikamını sessizce alır. Eşyanın da adeta bir ruhu, bir enerjisi vardır. Yerine konmamış giysilerin, yerine bırakılmamış bir yağ şişesinin, dağınık bir yatağın görünmez bir ağırlık yaydığına inanıyorum. Bu ağırlık önce ruhumuza çöker, ardından dikkatimizi, farkında olmadan bu yükün altında eziliriz. Bu söylediklerim ilk bakışta abartı gibi gelebilir. O halde, kendimize bir mihenk bulmak için kâinata nazarlarımızı salmamız yeterlidir. Kâinatın her yanında kusursuz bir düzen hâkimdir. Her zerrede Mutlak Varlık’ın “Munazzım” ismi tecelli eder. İnsan nereye baksa bir tertip, bir ölçü, bir ahenk görür. Düzensizliğin hüküm sürdüğü tek bir köşe bulamaz. Bu ilahi düzenin hissedildiği her yerde ruha bir huzur, bir güven, bir ferahlık siner. Buna karşılık dağınık bir oda, dağınık bir masa, dağınık bir kütüphane ya da gelişigüzel bırakılmış bir gardırop, farkında olmadan ruha huzursuzluk yayar. Çünkü ruh, düzenden beslenir; düzende huzur bulur ve ancak düzen sayesinde emniyet duygusuna tutunur. Düzen; insan için yalnızca bir tertip değil, varoluşunun emniyet altına alan sessiz bir sığınaktır. Düzen, kâinatta işleyen ilahi ahengin bir izdüşümüdür. Munazzım isminin eşya üzerindeki sessiz tecellisi, insan ruhunda bir emniyet duygusu üretir. Dağınıklık ise bu ahengi bozar, dikkati dağıtır, iç dünyada fark edilmez bir tedirginlik bırakır. İnsan, eşyasını topladıkça aslında zihnini ve kalbini toplamaya başlar.
Ezcümle, insan yatağını toplarken kırışmış bir çarşafı ya da yalnızca bir yorganı düzeltmez. Günle kuracağı ilişkiyi de tanzimin ilk adımını atar. Eşyaya gösterilen bu