"BAŞLANGIÇLAR KİTABI"
"Açması veya kaldırması gerekmeyen tek bir şey vardı. Ne kadar istese de bir çekmecenin arkasına saklayabileceği bir şey değildi. O, nereye giderse gitsin kırık kalbini de yanında götürmekten başka seçeneği olmadığını biliyordu. James, dört ay önce onu terk ederken ardında yalnızca bu kırık kalbi bırakmıştı."
Hepimizin her gün yanından geçip gittiğimiz, çoğu zaman fark etmediğimiz insanların iç dünyalarına dokunuyoruz eserde. Çünkü hayat bize sık sık insanların görünen yüzlerini gösteriyor; oysa asıl hikâyeler, söylenmeyen cümlelerde, gizlenen yaralarda ve sessizce taşınan yüklerde saklı. Janice'i ilk kitaptan tanıyoruz. O, evleri temizleyen bir kadın olmanın çok ötesinde, âdeta bir hikâye koleksiyoncusu. İnsanların evlerinde çalışırken onların anılarını, pişmanlıklarını, özlemlerini ve sırlarını da topluyor. Fakat bu kez dikkatimi çeken şey başkalarının hikâyeleri değil, Janice'in kendi hikâyesinden kaçışı oldu.
Başkalarını dinlemek bazen kolaydır. Zor olan, kendi iç sesimizi duymaktır.
Kitap boyunca Janice'in içindeki o kırılgan sessizliği hissediyoruz. Başkalarının hayatlarına tanıklık eden birinin, kendi hayatını anlatmaya neden bu kadar çekindiğini sorguluyoruz. Ve fark ediyoruz ki çoğumuz biraz Janice gibiyiz. Başkalarının hikâyelerine ilgi duyarken kendi hikâyemizi önemsiz sanıyoruz.
Oysa yazarın bize fısıldadığı şey çok net:
Bir insanın ne iş yaptığını bilmek, onun kim olduğunu bildiğiniz anlamına gelmez.
Her insan, görünenden çok daha fazlasıdır. Her kalbin içinde anlatılmayı bekleyen sayısız sayfa vardır. "Benim anlatacak bir şeyim yok." diyenler bile aslında başlı başına bir hikâyedir.
Jo Sorsby, dayısının kırtasiye dükkânına bakmak için Londra'ya taşınır. Rengârenk defterler, birbirinden güzel dolma kalemler ve sıcacık müşterilerle
Merhaba sevgili kitap kurtları bugün sizlere çizgi roman tarzında yazılmış bir kitapla geldim
Deniz, dalgalar ve görev başında bir ajan kedi! Bugün sahile çok tatlı, bir o kadar da sakar bir misafir götürdüm: Pofidik!
Adı Pofidik ama kendisi bir gizli ajan. Bizim tatlı kedimiz, macera nerde o orada. Yanındaki arkadaşları ile maceradan maceraya atlıyor. Ama önceliği her zaman yemek
Görselleri ve dinamikliği ile kitap okumayı sevmeyen çocuklara dahi kitabı sevdirecek, büyüklerin çocuklarla birlikte okuyup vakit geçirebilecekleri bir kitap.
Siz en son hangi çocuk kitabını okuyup "Yaa çok tatlıymış!" dediniz? Yorumlarda buluşalım!
Yazarımızın kalemine sağlık
Çok sarsıcı , çok yıkıcı . Gerçek olmasını istemeyeceğimiz kadar.. Öğretmen olunca insan herhangi bir çocuğa öylesine bakamıyor . Onunla ilgili hayatıyla veya ailesiyle ilgili çıkarımlarda bulunuyor. Ve genellikle yanılmıyor… Hikayesini bilmediğimiz çocuklar ve o çocukların zor hayatları …
Okurken her sayfasında kalbimin sıkıştığını, çaresizliği ve derin bir üzüntüyü hissettiğim; Alexandre Seurat 'nın o sessiz çığlığı zihninize kazıyan, etkisi uzun süre geçmeyecek sarsıcı bir eseri.
İlk kitaba yazdığım incelemeyi okuduysanız zaten bu seriye aşık olduğumu az çok anlamışsınızdır. Bu kitapta sizi daha çok kahkaha, biraz da gözyaşı bekliyor:)))
Merhaba okuma listenize yeni bir seri eklemeye hazır mısınız? Cevabınız evetse incelememi okumaya devam edin.
Bu kitabı da, yazarını da büyük ihtimalle internette fazla görmemişsinizdir. Ben de görmemiştim ta ki bir gün D&R da öylesine dolaşmaya girene kadar. O gün kapağının bende farklı duygular uyandırmasının ardından kitabı satın aldım ve eve gelir gelmez de başlayıp bitirdim. Tek oturuşta 575 sayfayı yalayıp yuttum. Ve kitabı bitirdiğimde koyu beşiktaşlı olmama rağmen Galatasaray marşları dinlemeye başlamıştım:)) kitabın bende bıraktığı etkiyi siz düşünün...
KESİNLİKLE 10/10 BİR KİTAP, 10/10 YAZIM DİLİNE SAHİP VE DAHA ÇOK ÜNLENMESİ GEREKEN BİR YAZAR. okumayan bin pişman. Önerimdir, tavsiyemdir, okuyun okutturun:)