"Sen sakinleş kendini üzme. Allah'a yemin olsun ki bir kadın ki güzel ve eşinin yanında sevgili olsun ve birçok ortakları olsun da ona haset edilmesin hakkında konuşulmasın, bu mümkün değil."
John Bowlby, sık sık Londra'daki Regent's Park'a gider ve burada çocuklarla annelerinin arasındaki ilişkiyi gözlemlerdi. Anneleri sessizce bankta oturmuş örgü örerken ya da kitap okurken, çocuklar da etrafta dolaşırlar, arada da omuzlarının üzerinden annelerinin kendilerini izleyip izlemediklerini kontrol ederdi. Ama annesi bir tanıdıkla karşılaştığında ve ayaküstü sohbete daldığında, çocuk koşarak annesinin yanına gider, yakınlaşır ve annesinin hâlâ kendisiyle ilgilendiğinden emin olmak isterdi. Bebekler ve küçük çocuklar, anneleri kendileriyle tam olarak ilgilenmediğinde gergin olurlar. Anneleri görüş açılarından çıktığında ağlayabilirler ve avutulamazlar ama anneleri döner dönmez sakinleşir ve oyunlarına geri dönerler.
Ankara'nın duygusal tarihi. Bu üç sözcük yan yana geldiğinde ilkin öznel bir tarih algısına işaret ediyor. Akademik bir yazının başlığından ziyade sanki ömrü Ankara'da geçmiş birinin anılarına yakışacak gibi. Muğlaklığı netleştirmek için bir ikinci anlama işaret etmek isterim: Ankara'nın sakinleri üzerinde bıraktığı duyguların tarihinden bahsediyorum aslında.
(...)
Peki bilinçle oluşturulmuş bir çevre olarak bir şehir, başkent Ankara, sakinlerinin davranışlarını, duygularını nasıl etkiler?
Sevdiğiniz insanlar size “ Seni çok iyi anlıyorum” deseler de kimse acınızı dindiremez. Onların gerçekten anlamadığını bilirsiniz. Sonunda acı çekmek size kalır.
Ona öyle geldi ki bu dar sokak sakinleri için dünyada bir tek maddi kıymet yoktur, onlar yalnız kalbe ve ma'nevi servetlere, güzelliklere kıymet verirler!