Gülerek, sohbet ederek dalgalanan bir insan kalabalığının ortasında ben kendi kendimi arıyordum, içimdeki o yitik insanı arıyordum, idrak edişin o büyülü sürecinde yılları yoklayarak gerilere gittim.
Kendimi arabanın içinde öylece salınmaya bırakmak, gözlerim kapalı iken ilkbaharı duyumsamak, hiçbir çaba harcamadan kanatlanmış gibi bir yerden bir yere taşındığımı hissetmek hoş bir duyguydu; araba Freudenau'da girişin önünde durduğunda neredeyse üzüldüm. Geri dönmeyi, o okşayıcı yaz gününün kollarında salınmaya devam etmeyi yeğlerdim aslında.
Bu düzeni bozulmuş dünya ne zaman bir parça düzeltilebilecek? Gündüzleri kafam kazan gibi dolaşıyorum ortalıkta –buradaki dağlarda öyle güzel harabeler var ki, insan kendisinin de o kadar güzel olması gerektiğine inanıyor– ama yatağa yatınca uyku yerine en güzel fikirler geliyor aklıma.