“Kendimizi başkalarının kollarına bıraktığımızda o kadar rahat ediyoruz ki, bu arada kendi gücümüz kullanılmadığı için yok olup gidiyor. Ölüm korkusuna karşı silahlanmak mı istiyorum? Bunu Seneca’nın hesabına yapıyorum. Kendim ya da başkası için avuntuya mı ihtiyacım var? Bunu Cicero’dan ödünç alıyorum. Oysaki bana aklımı kullanmam öğretilmiş olsaydı, bunları kendi başıma yapabilirdim.”
“Tek yaptığımız başkalarına ait fikirleri ve bilgileri depolamak. Oysaki onları özümsememiz, kendimiz yapmamız gerekir. Doğrusu biz ateş istemek için komşusunun evine giden ama orada güzelce yanan büyük bir ateş bulunca, ısınmak için orada kalıp kendi evine ateş götürmeye geldiğini unutan kişiye benziyoruz.”
“…ölümle bizim aramızdaki o son sahne geldiğinde artık saklayacak hiçbir şey kalmaz, orada yürekten konuşmak, ruhumuzun derinliklerinde iyi ya da kötü namına ne varsa ortaya dökmek gerekir.
Çünkü samimi sözcükler ancak o zaman yüreğimizden dışarı dökülür; maske düşer ve insanın gerçek yüzü ortaya çıkar.
İşte o yüzden o son an mihenk taşıdır, hayatımızın diğer bütün eylemlerinin kanıtıdır. En yüzde gündür o, diğer bütün günlerin yargıcıdır…”
Derdim, olanları bütün aleme duyurmak falan değil, insanları bakın neler oluyor bu dünyada diye sarsmak da değil…ben sadece kendimi tedavi etmek için yazıyorum, insan denen yaratıkların arasında yaşama gücünü tekrar bulabilmek için. Daha doğrusu öyle sanıyorum. İnsanları pençesine almış, çöl hecinleri gibi hepimizin ağzını kan içinde bırakan “harese”den kurtulmak için yazıyorum ve zaman zaman kendimi şu sözü tekrarlarken buluyorum “Ben bir insandım!”