SALİH CANBAŞ

SALİH CANBAŞ
@salihcanbas
Yaşama, ancak gerçeğin bilgisi ile tahammül edilebilir.
İnşaat Mühendisi / Harita Teknikeri
SAÜ/AKÜ
YOZGAT
YOZGAT, 10 Ağustos 1993
98 okur puanı
Temmuz 2018 tarihinde katıldı
Din ve bilim konusunda sonuç
Din de bilim de insan tecrübesinin bir parçası olarak hayat bulmakta, kavramlarını insanın tasavvurları/metafizik ön kabulleri, eşyayı algı ve yorumu üzerinden kurmaktadırlar. Dolayısıyla sabit bir din-bilim ilişkisinden bahsetmek mümkün değildir. İkisi arasında çatışma, diyalog, aynılık gibi iddiaların her biri ağırlıklı olarak din ve bilim cephesindeki insanların kendi algı ve yorumlarından ibarettir. Bu da bize, hangi din ve hangi bilim sorusunu sormayı zorunlu hale getirmektedir. Bütün varlığı fiziki dünyaya sıkıştıran bir bilime din zorunlu olarak karşı durmakta ve çatışma teorisi öne çıkmaktadır. Din mucizeye yer açmak için eşyanın/nesnelerin sabit bir doğasının bulunmadığını söylediğinde bu sefer bilim dine karşı çıkmaktadır. Tabiat yasası fikrini yasa koyandan bağımsız olarak ele alıp tabiata otorite atfeden ve evrenin yapısında Tanrı'ya (amaç fikrine) yer vermeyen bir bilim anlayışı, Tanrı'yı olup biten her şeyin teminatını sağlayan yasa koyucu ve garantör olarak gören din tarafından eleştirilmektedir
Sayfa 123 - Otto
Bilimde de dinde de ön kabuller vardır.
Nesnelerin birbiriyle ilişkilerinin görünmeyen arka yüzünü sorgulamaya başladığında din ve bilim zorunlu olarak metafizik yapmaya başlamaktadır. Başka bir ifadeyle din de bilim de metafizik ön kabullerden hareket eden yorum etkinliği neticesinde yargılarını oluşturmakta, iki alan da sabit haliyle evreni değil evrenin yorumlanmış halini yani kozmosu kendilerine konu edinmektedir. Daha açık ifadesiyle din deyince de bilim deyince de aslında bütünüyle insanın algılarından ve tasavvurlarından oluşan farklılıklar alanına dahil olmuş oluyoruz. Bilim de dinî düşünce de insanın belli yetilerinin aktüelleşmesiyle ortaya çıkmakta, bilime olgular dine değerler alanını düzenleme işlevi yükleyen daha üst bir 'birlik fikri' böyle bir rol dağılımı yapmaktadır. Bu birlik fikrini fark etmeyi sağlayan ya da ıskalatan da bu süreci kontrol eden insanın algı ve tecrübesini yöneten metafiziksel ön kabulleridir. Bu durumda bir semboller, analojiler ve metaforlar dünyası içinde hareket ettiğimizi görmek gerekir. Bir ağacın bir ressam, şair, kimyager, biyolog, fizikçi, keresteci ve hatta farklı hayvanlar için ifade ettiği anlamın farklılığı gibi, parçası olduğumuz evreni düzen fikrine sahip bir Varlık'ın anlamlı bir bütünü olarak yorumlama (kozmos) ya da tesadüfi yapı olarak görme arasında da benzer bir metaforik farklılık mevcuttur
Sayfa 114 - Otto
Son söz
Ey fazilet, basit ruhların yüksek bilgisi, sana ulaşmak için bu kadar zahmete ve külfete lüzum mu var? Senin ilkelerin bütün kalplerde yazılı değil mi? Kanunlarını öğrenmek için herkesin kendi içine bakması, ihtirasların sustuğu bir anda vicdanını dinlemesi yetişmiyor mu? Gerçek felsefe işte budur; biz onunla yetinmesini bilelim; edebiyat âleminde ölmezlik kazanan ünlü insanların şan ve şöhretini kıskanmadan kendimizi onlardan ayıralım; aramızdaki fark, eskiden iki büyük milleti birbirinden ayıran şerefli fark olsun: Onların da biri iyi söz söylemesini, öteki iyi iş görmesini biliyordu.
Sayfa 69 - TÜRKİYE İŞ BANKASI
Şair sanatçı ve filozoflara eleştiri
"Şairleri tetkik ettim; bu adamlar kabiliyetlerini kendilerine veya başkalarına zorla kabul ettiriyorlar, birer hakim geçiniyorlar, herkes de onları öyle biliyor, halbuki hiç de böyle değiller. Şairlerden sonra sanatkârlara geçtim. Sanat işinde hiç kimse benim kadar cahil değildi; sanatkârların çok güzel sırları olduğuna benden fazla inanan yoktu. Fakat gördüm ki onların hali de şairlerinkinden daha iyi değil; onlar da aynı vehim içinde yaşıyorlar. İçlerinden en kudretli birkaç sanatkâr memlekette yükseldi diye kendilerini insanların en akıllıları görüyorlar. Bu boş gururları benim gözümde bütün bilgilerini büsbütün kıymetten düşürdü. O kadar ki kendimi bir Tanrı yerine koyarak nefsime şu suali sordum: 'Olduğun gibi kalmak mı, yoksa onlar gibi olmak mı, onların bildiklerini bilmek mi, yoksa hiçbir şey bilmediğini bilmek mi istersin?" Kendime ve orada Tanrıya verdiğim cevap şu oldu: 'Olduğum gibi kalmak isterim." Doğrunun, iyinin ve güzelin ne olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz: Ne sofistler, ne şairler, ne hatipler, ne sanatkârlar, ne de ben. Fakat aramızda şu fark var ki bu adamlar bir şey bilmedikleri halde her şeyi bildiklerini sanıyorlar; bense bir şey bilmemekle beraber hiç olmazsa bilmediğimden şüphe etmiyorum. Bundan da anlaşılıyor ki Tanrının bende gördüğü akıl ve hikmet üstünlüğü sadece benim bilmediğimi bilmediğimden emin oluşumdur."
Sayfa 51 - TÜRKİYE İŞ BANKASI
En büyük ve en gücü ise insanın kendini tanıması...
İnsanın, kendi gayretleriyle âdeta yokluk içinden çıkışını, etrafına tabiatın sarmış olduğu karanlıkları aklının ışıklarıyla dağıtışını, kendi üstüne yükselişini, zekâsı ile göklere doğru atılışını, hudutsuz kâinat içinde dev adımlarıyla yürüyüşünü, daha büyük, daha güç bir iş olarak da kendi içine kapanıp insanı tanımaya, onun tabiatını, vazifelerini ve gayesini öğrenmeye çalıştığını görmek bizim için ne büyük, ne güzel bir temaşadır. Son asırlarda insanlık bu harikaları yeniden gösterdi.
Sayfa 43 - TÜRKİYE İŞ BANKASI