Kur'an'ın büyük bir bölümü, geçmiş çağlarda yabancı dillerde olup bitmiş birçok konuşmanın Arapçaya çevrilerek Araplara aktarılmasından oluşur. Bu bir yandan Tanrı'nın yalnızca Arapça bildirimlerde bulunmadığını; her topluma o toplumun diliyle seslendiğini; Arapçadan başka dillerde de bildiriler gönderdiğini gösterirken; öte yandan Tanrı'nın başka dillerde gönderdiği bildirilerin Arapçaya çevrilebildiğini kanıtlamaktadır. Bu demektir ki, Tanrı çeşitli topluluklara hep başka dillerle çevrilebilecek türde bildiriler göndermiştir, çevrilemez türden bildiriler değil; öyleyse Tanrı'nın Kur'an'da toplanan Arapça bildirileri de başka dillere çevrilebilir niteliktedir.
Örneğin şu eski slogan: Böl ve yönet. Tabii onun da uygulanabildiği yerler var ama bizim yüzyılımız çok daha güçlü bir formülün keşfini getirdi birleştir ve yönet.
Aslında özgürlük ile zorlama aynı şeydir. Bunu size basit bir örnekle göstereyim. Trafik ışıkları, canınız istediği anda karşıya geçme özgürlüğünüzü kısıtlar ama bu kısıtlama, kamyonlara ezilmeme özgürlüğünü getirir size.
Hadisler üzerinden getirilen en büyük eleştirilerden birisi de hadislerin bölünmeyi ve tefrikayı hazırladığı, dört Sünnî mezhep ile Şiî İmâmiyye başta olmak üzere bütün ayrışmaların sebebinin hadisler olduğu ve söz konusu mezheplerin yanlış bir şekilde İslâm'ın bir parçası hâline geldiği söylemidir.
Esasında bu yaklaşım birkaç açıdan değerlendirilmeyi hak etmektedir. Şöyle ki:
1. Bu bakış açısıyla farklı yorumlar eleştirilmiş olmakta ve sürekli akıl denmesine rağmen aklını kullanarak naslara farklı açılardan bakan ve ortaya sonuçta mezhep olarak çıkan yaklaşımlar tenkit edilmektedir. Bunun anlamı şudur: "Niye düşünüyorsunuz? Düşünmeye gerek yok.” Oysa fıkhî mezhepler birer hukuk sistemidir. Bunlar ümmetin fikrî üretimidir ve sadece bu yönüyle bile büyük takdiri hak etmektedirler. Çünkü ümmetin bilginleri hayatın her alanını kuşatan konularda gerçekten büyük emek vererek yol çizmeye ve problemlere cevap üretmeye gayret etmişlerdir.
Hadislerin tamamı bir yana bırakıldığında sanki herkes Kur'an naslarından aynı şeyi anlayacakmış gibi düşünülmektedir. Oysa inanca ve fıkha dair âyetler başta olmak üzere pek çok âyet farklı yorumlanmaya açıktır. Bize göre bu bir rahmettir, farklı yorumun kapısını açmaktadır. Bu nedenle farklı yorumların mevcudiyeti, mezheplerin teşekkulu neden tefrika diye yorumlanıyor, doğrusu bunu anlamak mümkün değildir. Hâlbuki fikir üretilmeyen, tartışma olmayan yerde ileriye doğru bir adım atmak mümkün değildir. Bu nedenle farklılıkları müsamaha ile karşılamak ve bunları bölünme unsuruna dönüştürmeden, "farklılıklar içinde bir arada yaşama bilinci”ne çevirmek gerekir. Bu yapılabilirse sorun kalmayacaktır. Görüldüğü üzere mezhep düşmanlığı son derece anlamsız bir husumettir. Dolayısıyla Kur'an'la baş başa kalınca şikâyetçi olunan tefrika bitecek
Hadisler üzerinden getirilen en büyük eleştirilerden birisi de hadislerin bölünmeyi ve tefrikayı hazırladığı, dört Sünnî mezhep ile Şiî İmâmiyye başta olmak üzere bütün ayrışmaların sebebinin hadisler olduğu ve söz konusu mezheplerin yanlış bir şekilde İslâm'ın bir parçası hâline geldiği söylemidir.
Esasında bu yaklaşım birkaç açıdan değerlendirilmeyi hak etmektedir. Şöyle ki:
1. Bu bakış açısıyla farklı yorumlar eleştirilmiş olmakta ve sürekli akıl denmesine rağmen aklını kullanarak naslara farklı açılardan bakan ve ortaya sonuçta mezhep olarak çıkan yaklaşımlar tenkit edilmektedir. Bunun anlamı şudur: "Niye düşünüyorsunuz? Düşünmeye gerek yok.” Oysa fıkhî mezhepler birer hukuk sistemidir. Bunlar ümmetin fikrî üretimidir ve sadece bu yönüyle bile büyük takdiri hak etmektedirler. Çünkü ümmetin bilginleri hayatın her alanını kuşatan konularda gerçekten büyük emek vererek yol çizmeye ve problemlere cevap üretmeye gayret etmişlerdir.
Hadislerin tamamı bir yana bırakıldığında sanki herkes Kur'an naslarından aynı şeyi anlayacakmış gibi düşünülmektedir. Oysa inanca ve fıkha dair âyetler başta olmak üzere pek çok âyet farklı yorumlanmaya açıktır. Bize göre bu bir rahmettir, farklı yorumun kapısını açmaktadır. Bu nedenle farklı yorumların mevcudiyeti, mezheplerin teşekkulu neden tefrika diye yorumlanıyor, doğrusu bunu anlamak mümkün değildir. Hâlbuki fikir üretilmeyen, tartışma olmayan yerde ileriye doğru bir adım atmak mümkün değildir. Bu nedenle farklılıkları müsamaha ile karşılamak ve bunları bölünme unsuruna dönüştürmeden, "farklılıklar içinde bir arada yaşama bilinci”ne çevirmek gerekir. Bu yapılabilirse sorun kalmayacaktır. Görüldüğü üzere mezhep düşmanlığı son derece anlamsız bir husumettir. Dolayısıyla Kur'an'la baş başa kalınca şikâyetçi olunan tefrika bitecek