Salpa, Yılmaz Güney’in Selimiye Üçlemesi’nin ikinci kitabıdır ve 1975 yılında Güney Yayınları tarafından yayımlanmıştır. Bu eser, Güney’in cezaevi deneyimlerinden izler taşıyan, toplumsal ve bireysel sorgulamaları derinlemesine işleyen bir romandır. Selimiye Üçlemesi’nin ilk kitabı Hücrem’in son satırında tanıştığımız Mehmet Salpa adlı karakterin hikâyesini anlatır. Kitap, Konya’dan İstanbul’a uzanan bir süreçte Mehmet Salpa’nın sert yaşam koşulları içinde bilinçlenmesini, toplumsal düzenin adaletsizliklerine karşı farkındalık geliştirmesini ve içsel çatışmalarını konu edinir.
Salpa, Mehmet Salpa’nın çocukluğundan İstanbul’daki zorlu yaşamına kadar uzanan hikâyesini ele alır. Konya’da başlayan hayatı, İstanbul’un karmaşık ve acımasız dünyasında devam eder. Salpa, bir yandan geçim mücadelesi verirken diğer yandan toplumsal düzenin dayattığı eşitsizlikleri, adaletsizlikleri ve insanın bu düzen içindeki yerini sorgular. Kitap, bireyin toplumsal normlar, gelenekler ve sistem karşısında kendi bilincini oluşturma sürecini çarpıcı bir şekilde aktarır. Güney, Salpa’nın zihnindeki çelişkileri, korkuları, umutları ve cesaretini detaylı bir şekilde işler. Öne çıkan bir alıntı, Salpa’nın düzenin görünmez güçlerini sorguladığı şu satırlardır:
“Kimdir bu vapur, otobüs, tren, uçak seferlerini, onların yolcularını ayarlayanlar? Kimdir radyolarda falan saat reklamlar, yurttan sesler, filan saat Henry Mancini orkestrası diyen? Kimdir yüz beş liralık ayakkabıyı iki yüz doksana, dört yüz kırk liralık ceketi altı yüz on liraya fırlatan? İnsanları geleneksel bir telaş ve yetmezlik içinde oradan oraya koşturan, Afrika’ya beyaz kadın kaçıran, namlulara mermi süren, acımasız tetik çektiren, öğrencileri kırdıran, ezen, çocukları ağlatan kim?”
Bu sorgulamalar, Salpa’nın sadece kişisel bir