Bir sanatçının ya da bırakın bir sanatçıyı herhangi bir insanın yaşadığı muhitten etkilenmesi pek tabii bir süreçtir. Bireylerden ayrı sosyal bir realite vardır ve insan, bundan ayrı düşünülemez. Bu etkilenme onların evrene karşı olan alakalarını, gönül bağlarını tayin eder.
Akli zihniyetin olgunlaşma evresine girdiği Cumhuriyet döneminde ve onun öncesinde sanatçılarımız yaşadığı muhitten etkilenmiştir. Daha balkanlarda başlayan dağılma süreci geçilen her gün daha da artmakta; hastalığın şiddetli ve ani sirayeti iki büklüm belimizi doğrultmamıza aman zaman tanımamaktadır.
Önceleri Fecr-i ati üyesi olan ve “Sanat şahsi ve muhteremdir.” İlkesini benimseyen Yakup Kadri de etrafına duyarsız kalamamış eli şakağında sanatçılarımızdan,
mensubu olduğu vatanın sorunlarını pek çok makalesinde, romanında, hikayesinde, tiyatrosunda işlemiş; bunlara çözüm aramaya çalışmış ve bedeninde hatta uzuvlarının noksanlığında bu ıstırabı hissetmiş olanlarından…
Daha 1912’lerde edebiyatta “Vatan fikri ve sevgisi” olması gerektiğini savunur.
Yaban...
Yakup Kadri’nin Anadolu Mezalimini Tahkik Komisyonu ? ile birlikte çalıştığı döneme ait izlenimlerini yansıtan eseri…
Porsuk Çayı kıyılarında komisyonla geçirdiği üç, dört aylık dönemi; içinde korkunç olayların yer aldığı, insana boğulma duygusu, yüreğe çarpıntı veren bir kabus olarak
ifade etmekte
Kendi deyimiyle
“ bir ruh sıtmasının, birdenbire acı ve korkunç bir gerçekle karşı karşıya gelmiş bir şuurun, bir vicdanın çıkardığı yürek parçalayıcı haykırışıdır, Yaban.
"Barbarların Yaktığı Köyler Ahalisine” başlıklı nesirinde ilk defa bu komisyondaki izlenimlerini duygularını dile getirmeye çalışan yazara göre; YABAN da işte bu hislerin takriben on yıl gibi bir süre içerisince bilinçaltında yaşaması sonucunda benliğinin çok derinlerinden
Odanın içini kızarmış bir ekmek kokusu doldurmuştu. Semaver ne güzel kaynardı. Ali semaveri, içinde ne ıstırap, ne grev, ne de kaza olan bir fabrikaya benzetirdi.