En büyük beyinlerin silinmez ilk günahı denebilecek zihin tembelliğinin çarpıcı bir örneği olarak görünüyor; bu zihin tembelliği onları dilin telkin ettiğine edilgen biçimde boyun eğdiriyor. Hepimiz sözcükler ile düşünmeye öyle alışmışız ki sözcük işaret ettiği gerçekliği gözümüzden gizliyor. Sözcük tek, biricik olduğu için şeylerin de gerçekte bir olduğuna inanmaya sevk ediyor bizi.
Entelektüel çalışan için amaç, iradi dikkat enerjisidir; bu enerji kendini sadece çabaların gücüyle, sıklığıyla değil, özellikle tüm düşüncelerin çok net biçimde tek bir amaca doğru yönlendirilmesiyle ve istemlerimizin, duygularımızın, fikirlerimizin gerekli süre boyunca büyük ana fikre, üzerinde çalıştığımız hâkim fikre tabi kılınmasıyla gösterir. İnsan tembelliği bizi bu idealden hep uzaklaştırsa da, onu en eksiksiz bir biçimde gerçekleştirmeye yönelmeliyiz.
Dünyanın dört bir yanındaki insanlar Fransız Devrimi’nden bu yana eşitlik ve bireysel özgürlüğü temel değerler olarak görmeye başladılar, ki bu iki değer bile aslında birbiriyle çelişir. Eşitlik ancak daha iyi durumdakilerin özgürlüklerini kısıtlayarak sağlanabilir. Her bireyin tamamen istediği gibi davranabileceğinin güvencesini vermek kaçınılmaz olarak eşitliğe zarar verecektir.