Öyle ki Nurullah Genç'in şiirlerinden cümle beğenmek bir gül bahçesinde birbirine benzeyen onca gül içinden birini seçmek gibi, aynı gibi duran bambaşka lezzette dizeler her biri. Bu güllerin arasından paylaşmak istediğim ve beni her dinleyişimde gönlümün bilmem kaç fersah derininden etkileyen o dizeleri yazıyorum:
-
.
.
.
Hangi yıldızdır bilmem, gözlerin
kayar da üzerime rüveyda
önce tuhaf bir deprem yayılır bedenime
sonra açılır önümde ıstırab vadileri
silik renkleriyle adımlarıma
çözülmeye yüz tutan bir mazi mühürlenir
hayalin bittiği menfeze doğru
alaca bir at koşar içimde
zamansız, mekansız nefese doğru
.
.
.
At vuruldu; içim paramparça rüveyda
gölgelerin ardına sakladım kusurumu
sen orda kayıtsızca gülümsüyor gibisin
ben burda damla damla eriyip akıyorum
yine de, çiğnetemem kimseye gururumu
istenmediğim yeri sessizce terkederim
hatıra kalsın diye bırakır da ruhumu
mahzun bir derviş gibi boyun büker, giderim.
Değeri kalmadı artık sevginin, şiirin,
Kaldı şiirler o tozlu raflarda,
O güzel insanların sayfalarında,
Gittiler bir bir hepsi,
Kaldı bize miras hepsinin, hüznü ve sevgisi...
Hüzün gelir ansızın, akıldakiler gönüle iner donup kalırsın öyle bulunduğun yerde. Aslan sürüsüne yem olmuş bir ceylan misali beklersin sessizce, şanslıysan göz yaşı dökersin, ah edersin, şansında yoksa öylece kalır izlersin. Canın acır bağırırsın sesini duyurmaya çalışırsın, kimse duymaz seni, anlamaz, anlamak istemez. Sen ise sadece izlersin. Serzeniş edersin kendine yeter bu naiflik yeter bu kırılganlık yetsin artık bu hissettiğim beni yakıp yıkan şey. Yetmez. Artar...
Günlerin, ayların geçtiği yerlerde,
hiçbir zaman dokunamadı sana zaman..
Sen hala aynı tazelik de, aynı neş'ede..
Kalbimin en güzelisin..
Çünkü bilirim hayat geçer, dünya geçer, sen geçmezsin..
Zamanların ve mekânların durduğu o yerlerden,
Geçen günlerden sensiz senelerden
Ömrüm geçer de bir kelebeğin ömrünün üstünden
Can çıkar bu fanî bedenden
Sen yine geçmezsin benden...