Hikâyenin merkezinde Ferdy Kaplan var; İkinci Dünya Savaşı'nın yıkımında anne babasını kaybedip çocukluğunu İstanbul'da dedesiyle ninesinin yanında geçirmiş, ardından Berlin'e dönmüş bir genç. Ferdy, bir otobüs durağında cinayet işlemek ve yaşlı bir adamı yaralamakla suçlanıyor. Ancak kurguyu asıl sarsıcı kılan detay, o yaralanan 'yaşlı adam'ın sıradan biri olmaması: O kişi, Franz Kafka'nın "ölümümden sonra tüm eserlerimi yak" vasiyetine karşı gelip onları yayımlayan en yakın dostu Max Brod.
Roman, bir yazarın kendi eseri üzerindeki mutlak hakkını, sadakati ve ihanetin sınırlarını sorguluyor. Ferdy ile onu sorgulayan Komiser Müller arasındaki psikolojik satranç, sıradan bir polisiyeden ziyade derin bir edebi tartışmaya dönüşüyor. Kitap; Max Brod'un eserleri kurtarma eyleminin edebiyat tarihine yapılmış bir 'kahramanlık' mı yoksa dostuna yapılmış affedilmez bir 'ihanet' mi olduğu sorusunu, 68 kuşağının adalet arayan isyankâr atmosferiyle harmanlayarak doğrudan zihninize bırakıyor. Metin boyunca, bir yazarın iradesinin nerede başladığına ve başkalarının ona müdahale hakkının nerede bittiğine dair çok güçlü bir sorgulamanın içinde kayboluyorsunuz.
Sence Max Brod, Kafka'nın son isteğini yerine getirmeyerek dostuna ihanet mi etti, yoksa dünya edebiyatını mı kurtardı?