Yalnızız kitabını okuyordum ama Samim'in düşüncelerini anlamadığımı fark ettim. Belki de benim okurluğumda daha erken, bu kitabı okumak için. O yüzden fuardan aldığım kitaplara dalıyorum ben.😃
1000Kitap
Keşke insanlar; Uzakta göründükler Kadar mükemmel, Konuştuklar Kadar dürüst, Göründükler Kadar samim Olsalar,
Reklam
Samim, galiba bu suali işittiği veya sezdiği için, dizlerinin üstündeki mecmuayı yere atarak sessiz ve süratli adımlarla yaklaşan Selmin’e baktı, düşündü ve cevap verdi: - Plâtonikten ne kastettiğini bilmiyorum; fakat cinsî tabiatımızı aşağıda ve uzakta bırakan üstün mânevi değerler sistemi içinde bir aşk olduğuna inanıyorum. Ne cinsiyete, ne menfaate, ne de gurura bağlanması mümkün olmayan bir aşk. Yalnızız

KerZeY35

@kerzey35
·
Aşk kaç kişiliktir?
- Lâf aramızda, dedi, sen hâlâ plâtonik aşka inanıyor musun? Yalnızız
Samim gülümsedi ve Besim bağırarak tamamladı: - Simeranya’da var. Bu dünyadaki mektep kaçaklarının hepsi soluğu orada alacaklar. Ben Galatasaray’da kafa patlatmadan evvel ağabeyim orasını keşfetmiş olsaydı, tahsil belâsından kurtulurdum. Samim kaşlarını kaldırdı: - Hayır, dedi, asıl tahsil orada. Talaş kebabına âşık olmaktan kurtulurdun. Çünkü orada, ikide bir değişen öğretim sisteminden ziyade pilâvı ile meşhur bir mektepte okumazdın. Hazım usarelerini ikide bir galeyan ettiren tesirlerden uzak yaşardın ve mânevi hüviyetin daha ziyade gelişirdi. Eski dünyamızın bütün yeni terbiyecileri, bu samimî, bu gerçek ve yüksek kültürü bugünkü okulların veremediğinde müttefiktirler; çünkü hepsinde öğretim usulü baskı, zorlama, hayvan yetiştirme ve tıka basa doldurma usulüdür. Senin gibi zeki insanlar bile, talaş kebabına duyulan aşktan daha sahici bir sevgi olmadığına inanmışlardır. Bazıları bunun farkında bile değillerdir. Sen bildiğin ve itiraf ettiğin için sevimlisin. Besim yutkundu ve ağzını şapırdatarak cevap verdi: - Vallahi ağabey, hakkın var. İkisi de doğru: Ben bir sevimli hayvanım ve bugünkü talaş kebabı da bir harika idi. Yalnızız
Selmin büyük dayısına baktı. Samim kıza döndü: - Bence, bütün mesele, insanın umumî* kültürünü ve meslek bilgilerini ihtiyaçlarına ve istidadına göre hazırlamasının yolunu kendisine göstermek ve vasıtalarını vermektir. Müfredat programlarının ezici yükü altında bunalan şimdiki mekteplerde her çocuğun ayrı ihtiyaç ve istidadı hesaba katılamaz. Talebe derse çalışmaktan ve imtihana hazırlanmaktan şahsî araştırmalara da vakit ve enerji bulamıyor. Halis kültürü de, meslek bilgisini de bu şahsî araştırmalar verir. Mefharet sordu: - Küçük yaşta da mı? - Tabiî. Ömür süren alışkanlıklar küçük yaştan başlar. Çocukken Galata’da çıplak ayaklarla sigara kâğıdı satan Seferoğlu’nun sonradan büyük zenginlerimiz arasına girmesi, müstehlikin ihtiyaçlarını küçük yaşta müşahedeye*ve onları karşılamayı düşünmeye başlamasındandır. Mektebe gitseydi bu tecrübe ve müşahedelerin hepsinden mahrum kalırdı.
Mahzunluğun baygınlık derecesini bilir misin? Evet... Eşyanın üzerine ince bir sis çöker. Peşinden bir utanç. Bu defa çok şiddetli. Boğucu ve haykırtıcı. Nasıl? Bağırmak istiyorum: Nasıl? Ben bu mahlûku anlamakta nasıl bu kadar geciktim? Nasıl, evvelâ onu nasıl en seçme hislerimin mevzuu olmaya lâyık görebildim? Nasıl ve ne biçim bir körlükle, nasıl, nasıl, hangi zaaflar tarafından itilerek, nasıl, hangi idraklerin felci içinde, nasıl, derece derece ve birçok uyandırıcı işaretlere rağmen nasıl, zaman zaman içimi altüst eden keder fırtınalarının mânasına karşı tasasız kalabildim? Ve nasıl -haykırmak istiyorum, - nasıl, fakat nasıl... Canım benim, Samim, Samimciğim, benim bir tanem - bırak bu santimantalizmi, bırak ve cevap ver - nasıl diyorum, nasıl, çıldıracağım, nasıl, nasıl ona kadar yuvarlandım? Bu kız, Yarabbi, bu kadın, nasıl, bu karı, of, bu mahlûk nasıl benim hislerimin tarihine ve içimin en mahrem galerisine, sonunda kovulmak için bile olsa, nasıl, nasıl girebildi? Nasıl, ben onu nasıl, hayatımın hiç bir anında inmediğim bir aşağılık çizgisinden tanımaya razı oldum? Nasıl, Allahım, nasıl, onu hayalinin bile erişemeyeceği mertebelerin, süzülmüş mâneviliklerin kızı olmaya doğru götürebileceğimi sandım, çırpındım, çırpındım. Ve nasıl -hayvan! - Nasıl - Affet beni, ey aziz içim, affet - nasıl fakat, ruh radarlarının ve sayısız his intikallerinin ince delâletlerine ve hele nasıl bazen en haykıran işaretlerin şakağımdan itercesine ihtarına rağmen, şüphesiz derinden derine anlamadığım, anlar gibi olduğum halde, nasıl ve niçin ona düştüm? Peyami Safa
Reklam
Reklam