9/10
·230 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 20:02
Gray'in Portresi'ni okuduğumda, estetik felsefesi ile ahlak arasındaki o muazzam çatışmayı derinden hissettim. Ana karakter Dorian Gray’in, dış görünüşü hiç yaşlanmazken tüm günahlarının ve yaşlılığının gizemli bir portreye yansıması için ruhunu satmasını insan doğasının en büyük trajedilerinden biri olarak görüyorum. Bana göre bu eser, sadece dış güzelliğe ve zevke odaklanan "estetizm" akımının insan ruhunu nasıl adım adım yozlaştırabileceğini sert bir biçimde gözler önüne seriyor. Kitapta sanat ile sanatçı arasındaki ilişkiyi sorgularken, bir yandan da dönemin Victoria tarzı katı ahlak anlayışına yapılan o ince ve cesur eleştirileri hayranlıkla okudum. Wilde’ın vicdan, kibir ve ölümsüzlük arzusu gibi evrensel temaları işleyiş biçimini, okuyucuyu kendi karanlık yüzüyle yüzleştiren müthiş bir ayna olarak değerlendiriyorum. Sonuç olarak benim için bu kitap, insanın içindeki kötülüğün ve vicdan azabının hiçbir maskeyle sonsuza kadar gizlenemeyeceğini kanıtlayan ölümsüz bir eserdir. İkinci kez okunmayı -en azından altı çizili cümleleri- hak ediyor.
Düşünce
Dorian Gray'in PortresiOscar Wilde · İthaki Yayınları · 201799,3bin okunma
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk
Puan vermedi·148 syf.··
2026 34. kitabı
Viktor E.Frankl/ Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk Viktor E. Frankl, 20. yüzyılın en önemli psikiyatristlerinden biridir. Nazi toplama kamplarındaki sağ kurtulan Frankl, bu cehennemde bile insanın hayata tutunmasını sağlayan şeyin ne olduğunu gözlemlemiş ve psikoloji dünyasına Logoterapi (Anlam Yoluyla Tedavi) ekolünü kazandırmıştır. Onun felsefesinin temel noktasında bir birinden ayrılmaz üç kavram vardır kavram yer alır: Anlam, Özgürlük ve Sorumluluk. Frankl'kitapta yer alan söyleşisinde; insan ne zevk ne mutluluk ne güç ne prestij için temel bir ihtiyaç duyar aslen ve temel olarak her insanın ihtiyacı hayatı yaşamaya değer kılan bir anlam bulma ve buna ulaşma arzusudur. Freudun ifade ettiği gibi insanın amacı haz olsaydı içgüdününün tatmini bir amaca yani haz amacına dönüşür fakat bunun da ötesinde bir haz aracı durumuna gelir anlam ve değer odaklı olan kişi bu şekilde dördü ve şerbet odaklı kişiye dönüşür şehvete düşkünlüğünün negatif karşılığı ise uyuşturucu bağımlılığının altında yatan kendine acıma isteğidir der.Frankl, hayatı anlamlı kılmanın üç yolu olduğunu söyler: 1. Eser üreterek ya da bir iş yaparak (Yaratıcı değerler)2. Bir şeyi deneyimleyerek veya biriyle bağ kurarak (Sevgi, doğa, sanat gibi deneyimsel değerler) 3. Değiştirilemez bir acıya karşı takınılan tutumla (Kaçınılmaz acıyı bir zafere dönüştürmek ,neitzche nin öldürmeyen acı güçlendirir metaforu ) Frankl bir söyleşisininde potansiyel olarak acı çekerek ama sadece mecbur kalınırsa acı çekinmeli, bu bir tercih olmamalı unutmayın yok gereği çağırmaya gerilerek gereksiz acılara katlanmak bunların hiçbir anlamı yoktur Asıl acı kişinin kurtulamadığı ve değiştiremediği koşullarda çektiği acıdır kişi bu acının üstesinden gelmek zorundadır. Sabit bir anlam yoktur: Hayatın genel, soyut bir anlamı yoktur.
Anlam, Özgürlük ve SorumlulukViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayınları · 202632 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·344 syf.··
Beğendi
·
2026 242. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 19:29
Kelimeler ve Resimler”, yalnızca edebiyat değil, kültür ve sanat çevrelerinden birçok önemli isme dair samimi anlatılar da içeriyor. Ara Güler, Umberto Eco, Paul Auster ve Anselm Kiefer gibi sanatçı ve yazarlarla dostluklarını kaleme alan Pamuk, aile tarihine uzanarak babası Gündüz Pamuk ve Türkiye’nin ilk kadın hukuk profesörü olan teyzesi Türkân Rado’ya ilişkin hatıralarını da paylaşıyor. Kitabın dikkat çeken bölümlerinden biri ise “Masumiyet Müzesi”ne ayrılıyor. Pamuk, roman ve müze fikrinin nasıl doğduğunu, yıllar içinde nasıl geliştiğini ve müzenin yaratım sürecini ayrıntılarıyla anlatıyor. Ayrıca dünya çapında ilgi gören “Masumiyet Müzesi” dizisini de karakterler ve oyuncular üzerinden değerlendiriyor. Kitapta Pamuk’un kişisel arşivinden ilk kez yayımlanan fotoğraflar ve çizimler de yer alıyor. Columbia Üniversitesi’ndeki akademik yaşamından Cannes Film Festivali jüri üyeliğine uzanan geniş bir anlatı dünyası sunan eser, yazarın edebiyat poetikasını anlamak isteyen okurlar için önemli bir kaynak niteliği taşıyor.
Hayata Dair
Kelimeler ve ResimlerOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202629 okunma
10/10
·272 syf.·
Beğendi
·
2026 21. kitabı
Sanat tarihi eğitimi almış bir okur olarak yazıyorum, oldukça keyifli bir okuma süreciydi. Kitapta 10 farklı sanatçının hayatına, sanatsal kimliğine, sanat tarihine olan katkılarına ve eserlerine değinerek kısa bir yolculuk yapıyoruz. Bu 10 sanatçının isimleri sırayla şöyle: -Leonardo da Vinci (gelmiş geçmiş en büyük çok yönlü dâhi) -Michelangelo (tarihin en büyük heykeltraşı) -Raffaello Sanzio -Hieronymus Bosch -Rembrandt van Rijn -Francisco Goya -Vincent van Gogh -Pablo Picasso -Salvador Dali -Frida Kahlo Sanat tarihi kitaplarının görselsiz olmasını bekleyemeyiz elbette ve kitap bu yönüyle de oldukça başarılı (sayfa düzeni, eser-yazı dizimi). Eserleri uzun uzun inceleyebilir ve hayran kalabilirsiniz. Şahsi gözdem elbette çok sevgili Frida Kahlo :)
Baş Belaları ve BaşyapıtlarıYiğit Aydın · Kronik Kitap · 202615 okunma
Günlüğün Şiire Dönüştüğü Nokta
8/10
·220 syf.··
2026 53. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 11:39
Cahit Zarifoğlu’nun Yaşamak adlı eseri, günlük türüne edebi bir derinlik kazandıran, şiir, deneme, mektup, iç konuşma ve yer yer bilinç akışı tekniğini aynı metinde buluşturan özgün bir yapıttır. Bana göre yalnızca Türk edebiyatında değil, Dünya edebiyatında da benzeri az görüleceğini düşündüğüm bu eser, yalnızca bir günlük değil; bir şairin zihnine, ruhuna ve hakikat arayışına açılan kapıdır. Kitaba ilk başladığınızda yer ve tarih başlıkları sebebiyle klasik bir günlük okuyacağınızı düşünebilirsiniz. Ancak sayfalar ilerledikçe bunun alışılmış anlamda bir günlük olmadığını fark edersiniz. Zarifoğlu, yaşadıklarını kronolojik bir düzen içinde aktarmaktan ziyade, hafızasının çağrışımlarını takip eder. Böylece eser, bir hayat hikâyesinden çok bir ruh haritasına dönüşür. Okur; çocukluğuna, askerlik yıllarına, İstanbul’daki edebiyat çevrelerine, Anadolu gözlemlerine, Avrupa seyahatlerine, babasıyla ilişkisine, evliliğine, çocuklarına, sanat anlayışına ve inanç dünyasına dağınık görünen fakat bilinçli bir kurgu içinde tanıklık eder. Bu parçalı yapı, metnin en belirgin özelliklerinden biridir. Zarifoğlu’nun şiirlerine aşina olanlar onun dilindeki kapalılığı, yoğunluğu ve çağrışım gücünü bilir. Aynı yaklaşım Yaşamak’ta da kendisini gösterir. Onun metinlerinde karmaşıklık bir eksiklik değil, bilinçli bir tercihtir. Hayatı düz bir çizgi olarak değil; anılar, acılar, sevinçler, ayrılıklar ve manevî arayışların iç içe geçtiği büyük bir bütün olarak görür. Bu nedenle Yaşamak, olay örgüsüyle değil, ruhsal derinliğiyle okunması gereken bir eserdir. Bu tabii ki de zorlu okuma sürecini olumsuz yönde de etkilemektedir. Kitap boyunca anlattığı şehir yalnızca coğrafi mekânlar değildir. Her biri yazarın iç dünyasında başka bir kapıyı aralar. Bunu kitapta hissedebilirsiniz. İstanbul
Edebiyat
YaşamakCahit Zarifoğlu · Beyan Yayınları · 202011,2bin okunma
7/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 96. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 15:45
Kitap Adı: UTZ Yazar: Bruce Chatwin Çeviri: Çiğdem Erkal Sayfa Sayısı: 150 Tür: Roman Her yeni kitap, yeni bir hikâyeyi ziyaret etmek ve ona kısa bir süreliğine konuk olmak demek. İzninizle direkt kitaba dalıyorum. Nasıl güzel olurdu o orijinal porselenlerle dolu evi gerçekten gidip görmek... Ama okurken hayal etmek bile keyifliydi. Koleksiyon yapan insanlara her zaman gıptayla bakmışımdır. Çünkü bir şeye tutkuyla bağlanabilmek, onu korumak ve yıllarca emek vermek bana özel bir duygu gibi gelir. Her şey algı meselesi değildir; bazen olanı olduğu gibi görmek gerekir. Kitapta savaşlardan, toplama kamplarından ve soykırımlardan kurtulup başka ülkelere savrulan insanların hikâyeleri kadar, o karmaşanın içinden çıkıp hayatta kalabilen porselenlerin de ayrı bir hikâyesi var. Pazarda karşısına çıkan o parçaları evine götürmek, onları korumak ve yaşatmak çok derin bir anlam taşıyor. Sanki Utz, "Bari siz ziyan olmayın, bari sizi kurtarayım." der gibiydi. Belki hayatı porselenlerden ibaretti ama yine de içinde yarım kalmış bir şeyler hissediliyor. Devam etmek istemiş ama edememiş; hayat onu bir yerden alıp başka bir yere bırakmış ve "Buraya da uğraman gerek." demiş gibi. Bir yandan da Utz'un porselenlere duyduğu tutkunun yalnızca bir koleksiyon merakı olmadığını düşündüm. Sanki o porselenler, geçmişe, hatıralara ve kaybetmek istemediği şeylere tutunma biçimiydi. Bu yüzden kitap boyunca sadece nesneleri değil, insanın aidiyet duygusunu da okudum. Belki de kitabın bana bıraktığı en güçlü his buydu. İnsan bazen özgür olmakla sahip olmak arasında kalıyor. Utz'un hikâyesinde de bunu hissettim. Ben böyle bir kitaba konuk oldum. Daha fazla spoiler vermeden, altını çizdiğim birkaç cümleyi paylaşayım: - "Şiddetten nefret etse de pazara yeni sanat eserleri düşüren felaketlerden son
1000Kitap
UtzBruce Chatwin · Can Yayınları · 2024151 okunma