Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
Nasırdan çektiği kadar
Hatta çirkin yaratıldığından bile
O kadar müteessir değildi;
Kundurası vurmadığı zamanlarda
Anmazdı ama Allah'ın adını,
Günahkar da sayılmazdı.
Yazık oldu Süleyman Efendiye
Mesele falan değildi öyle,
To be or not to be kendisi için;
Bir akşam uyudu;
Uyanmayıverdi.
Aldılar, götürdüler.
Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
Duyarlarsa olduğunu alacaklılar
Haklarını helal ederler elbet.
Alacağına gelince...
Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.
Tüfeğini depoya koydular,
Esvabını başkasına verdiler.
Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
Ne matarasında dudaklarının izi;
Öyle bir rüzgar ki,
Kendi gitti,
İsmi bile kalmadı yadigar.
Yalnız şu beyit kaldı,
Kahve ocağında, el yaz işiyle:
'Ölüm Allah'ın emri,
Dünyada namaz kılmadığı halde, ayda kıblenin nasıl tayin edileceğini ve namazın nasıl kılınacağını soran kişi, ayda kıblenin nasıl tayin edileceğini merak etmesi, "Bir gün aya giderim de, aman namazımı kazaya bırakmayayım." düşüncesi değildir. Zira o dünyada namaz kılmamaktadır. Zaten aya gideceği de yoktur. Hem aya giden insanlara, nasıl kıbleyi tayin edeceklerini öğretmekle vazifeli de değildir. Ya da bu soruyu insanlık namına da sormamaktadır. Bu soruyu ona sorduran şey nedir? Aklınca cevabını yok zannettiği bu sorunun cevabı çok basittir; ayda kıble, dünyadır. Ayda namaz kılacak olan, dünyaya doğru döner ve namazı öyle kılar...
(Kadere İman/Marmara Eğitim)